30 Ocak 2014 Perşembe

Fenerbahçe Ülker-Milano Maç Önü Yazısı

Hiç yorum yok:
Fenerbahçe Ülker, gruptaki iddiasını devam ettirme adına oldukça kritik bir karşılaşmaya çıkacak bu akşam. İlk üç maçta alınan gurur kırıcı mağlubiyetlerin ardından iç sahada gelen Panathinaikos galibiyetinin üstüne burada alınacak bir galibiyet, oldukça kötü başlanan grupta bir anlamda olayı dengelemek anlamına gelecek.  Euroleague’de iş, -özellikle Top16 turundan itibaren- savunmadaki zaaflarınızı minimuma indirip hücumda maksimum çeşitlilik sağlamaktan geçiyor. Fenerbahçe Ülker, işin iki tarafında da ne kadar iyi orası tartışılır ancak mevcut potansiyeli Milano’yu deplasmanda yenmek...
Devamını Oku »

29 Ocak 2014 Çarşamba

Spor Toto Süper Lig 18. Hafta Değerlendirmesi

Hiç yorum yok:
Ve nihayet ligin ikinci yarısı başladı diyerek giriyorum söze. Gerçekten de yaklaşık 1 aydır futbola hasret kalmıştık. Takımların yeni takviyeleriyle, oyuncularıyla nasıl bir hafta geçireceklerini merak ediyorduk. Ama başta ben olmak üzere birçok kişi ligin ikinci yarısının ilk haftasında bol gol bekliyordu. Futbolu sadece taraftarların değil futbolcuların da özlediğini düşünerek böyle bir yorum yapmıştık. Fena da yorum yapmamışız. Gerçekten de keyifli bir hafta oldu diyebiliriz. Ligin 18. haftasında alınan toplu sonuçlar şu şekilde : Kasımpaşa 0-0 Karabükspor Gençlerbirliği 3-1 Rizespor [Oktay,...
Devamını Oku »

ALMANYA FUTBOL ALTYAPISININ GELİŞİMİ

4 yorum:
Bu yazım ile sizlere benimde yıllarca içinde bulunduğum Almanya futbol altyapısının gelişimini ve yapılan uygulamaları anlatmaya çalışacağım. Özil, Götze, Hummels, Draxler, Neuer, İlkay ve nice isimlerin nasıl ortaya çıktığı ve bunun arkasında ne gibi etkenler yattığı çoğumuzun merak ettiği konu olsa gerek. 2000 YILI; ALTYAPI SİSTEMİNDE DEVRİM Her şeyin başlangıcı Almanya Milli Takımın 2000 yılında Hollanda&Belçika’nın düzenlediği Avrupa Şampiyonası'nda alınan sonuç oldu. Portekiz, İngiltere ve Romanya ile birlikte aynı grupta yer alan Almanya, aldığı 1 puan (Romanya beraberliği)...
Devamını Oku »

28 Ocak 2014 Salı

Avustralya Açık'ta "Stan the Man" Rüzgarı

Hiç yorum yok:

2 haftalık uzun bir maratonun ardından turnuva nihayet son buldu. Keşke hiç bitmeseydi dediğimiz bir turnuva olmadı aslında. Büyük favorilerin erken elenmesi seyir zevkini azalatacağını düşünenler vardı ama tam tersi oldu.

Erkeklerde Stanislas Wawrinka adeta yeniden tenisin kitabını yazarak tüm dünyaya resmen bir gövde gösterisi sergilemiş oldu. "Stan The Man" lakaplı İsviçreli raket çeyrek finalde turnuvanın son 3 yılının şampiyonu ve en büyük favorisi olan Novak Djokovic'i korttan silmeyi başardı. Geçen sene çok talihsiz bir şekilde yarı finalde kaybetmişti ama bu yıl intikam için sahaya çıktığı maçta Sırp tenisçi Djokovic'i 5 set sonunda evine yollamayı başardı.



Yarı finalde Berdych'i 4 set sonunda geçmeyi başaran Wawrinka sonunda finale çıkmayı başarmıştı. Rakip ise Rafael Nadal olacaktı. Nadal icin çok önemli bir finaldi. Çünkü ezeli rakibi Federer'in 17 Grand Slam şampiyonluğunu yakalamak için burada mutlaka kazanmalıydı. Tüm dünya Nadal'ı favori olarak gösteriyordu. Kendi aralarında oynadıkları maçlarda Nadal'ın 12-0'lık üstünlüğü bulunuyordu.

Peki Rafa finale gelene kadar kimleri eledi?
Nadal aslında hiç zorlanmadı, çoğu tenis yazarlarına göre Nadal'ın erken turda zorlanacağı hatta ve hatta sürpriz bir elenme bile olabileceğini söylüyordu. Nadal çeyrek finalde Bulgar raket Dimitrov karşısına çıkmıştı, elinde sakatlığı vardı ve raketi tutarken çok zorlanıyordu. Maçın içinde zaman zaman zor anlar yaşasa bile Nadal 4 set sonunda yarı finale çıkarak Federer'in rakibi oldu.



Federer demişken, "Federer yaşıyor mu? Tenisi bence bırakmalı?" diyenler şuan nerede acaba?
Roger Federer 2004-2008 dominasyon dönemine tekrardan dönmüş gibi bir hava veriyordu.
Yeni raketiyle inanılmaz forehand vuruşları, backhand hatalarını en aza indirmiş, kortta oradan oraya savunma yaparak herkesin gözlerini kamaştırdı. 4. turda Tsonga karşısına çıkmıştiı. Daha ilk sette Tsonga'yı perişan etti. Tsonga neye uğradığını saşırmıştı. Federer hatasız oynadığı maçı idman havasında 3 set sonunda kazandı ve çeyrek finalde Andy Murray ile eşleşti. Murray'i de 4 set sonunda geçmeyi başardı Federer. Herkesin kafasında şu soru vardı "Federer yeniden burada şampiyon olabilir mi?".



Nadal karşısında favori bile diyenler vardı. Ama bu böyle olmadı, Nadal her zamanki gibi klasik Federer maçlarından birisini oynadı. Federer'in o gün hiç şansı yoktu Nadal'a karşı. 3 Set sonunda toplam 52 basit hatayla oynadı. Murray karşısında 3 sette 42 basit hatayla oynadı. Ezeli rekabette 23-10 oldu durum.
Artık buna ezeli rekabet mi denir yoksa başka bir şey mi denir bilemiyoruz. Federer, Nadal'a karşı son 5 maçını da kaybetti.

Ve tarihin yazılacağı o büyük final geldi: Wawrinka vs Nadal



Wawrinka ilk seti 6-3 kazanarak maçta 1-0 öne geçti. Nadal sağlık molası aldı. Bundan sonrası tam bir kabusa dönüştü. Nadal sağlık molası esnasında Avustralya taraftarından protesto edilerek ıslıklandı. Nadal gibi karakterli sporcunun böyle bir muamele görmesi hepimizi üzmüştür sanırım. Dünya'da sakatlık bahanesi yapacak son sporcudur Rafael Nadal. Bu sağlık molasının ardından Wawrinka ikinci seti 6-2 alarak maçı bitirme noktasına götürmüştü. Nadal'ın servis hızı saatte 120 km hıza düşmüştü. Yerinden oynayamıyordu sadece return vurarak ayakta durabiliyordu. Tüm dünya şoktaydı. Nadal bir şekilde kendine gelerek 3 seti almayı başardı ama bu yetmedi. Wawrinka'nın her ne kadar motivasyonu bozulmuş olsa da maçı 3-1 kazanarak kariyerinin ilk Grand Slam şampiyonluğunu kazanmıştı.

Federer, Djokovic, Nadal, Murray dışında biri şampiyon olduğunda sanırım tahta raketle oynanıyordu.
En son 2009 yılında Delpotro Amerika Açık'ta şampiyon olmuştu.

Dünya sıralamasının son hali:
Federer burada yarı final oynamasına rağmen Dünya sıralamasında 8 numaraya kadar düştü. Ama önündeki isimlerle arasında pek bir puan farkı yok. Federer'in fazla koruyacağı puanı da yok. Bu onun için bir avantaj olabilir. Wawrinka 3 numaraya yükseldi bu şampiyonluğun ardından. Nadal arayı iyice açabilirdi eğer şampiyon olsaydı. Şuan 2. sıradaki Djokovic'e  yaklaşık 4 bin puan fark atmış durumda. Nadal ve Wawrinka arasında neredeyse 9 bin puan fark var. Sanırım Atp sıralamasında hiç bu kadar uçurum olmamıştır.
Devamını Oku »

Gelenek "Athletic Club de Bilbao"

3 yorum:
Geleneklerine bağlı kalmayı başaran tek kulüp... "Athletic Club de Bilbao"

Öncelikle bu yazıyı planlama aşamasında çok eğlendiğimi ve gurur duyduğumu 

dile getirmeliyim. Gurur duyma sebebim ise çocukluğumdan duyduğum Athletic Bilbao sempatimdi. Çok uzun süredir yazmayı düşündüğüm; ancak hayatımızdaki koşuşturmalardan dolayı İspanya’nın bu güzide kulübünün tarihine gereken hürmeti gösterememekten korktuğum için bu yazıyı yazamamıştım… Onlar La Liga’nın hatta belki de dünyanın en sıra dışı ve geleneklerine en bağlı kulübü… Onlar hesaba katılmadıkları her yıl tarih yazan bir kulüp…Onlar San Mamés’in aslanları…

Ve işte o kulüp;
Athletic Club de Bilbao…


1898’de kurulan ve 1929’dan beri La Liga’da boy gösteren Athletic Bilbao, İspanya'nın Bask Bölgesi'nin futbol takımıdır. La Liga’da Osasuna ve Alaves’le birlikte oynayan 3 Bask kulübünden biri olan kulüp Bask bölgesi için emsalsiz bir semboldür. Tüm dünya genelindeki ekonomik krizlerden hiç yara almadan ve hep aynı hızda büyümeyle yoluna devam eden kulübün başkanı ve yönetim kurulu kadrosu İspanya’nın en önde iş adamlarını bünyesinde bulundurmaktadır. Diğer kulüplerin aksine kulübe hiç yardım edilmese dahi ekonomik olarak bir çöküş Bilbao için imkansızdır. Sebebi ise zaten Bask kökenli oyuncular dışında hiçbir oyuncuyu bünyesinde barındırmamasıdır. Kulübü en özel yapan etkenlerinden başında bu gelmektedir. 2008’e kadar onların deyişiyle ‘asil’ formalarına hiç reklam almayan kulüp, çağın gerektirdiklerine mecbur kalmıştır. Hatta kulübün bu iki politikası, 2007 yılında ülkedeki kulüpler arasında bölünmeye sebep olmuştur. Bir taraf kulübün gerçekten tarihine yakışır ve onurlu bir duruş sergilediğini, diğer taraf ise bu kulüp politikalarının sadece geri kafalılık olduğunu savumuştur. Şimdi Athletic Club’ı kuruluşu, tarihi ve Baskların özellikleriyle sunalım.

Basklar
Basklar, İspanya'nın kuzeyi ve Fransa'nın güney batısındaki özerk bölgede yaşayan bir halktır.
Dilleri Baskça'dır ve dil bilimcileri tarafından Hint-Avrupa dilleri Avrupa'ya yayılmadan önce Avrupa'da konuşulan dillerden arta kalan tek dil olduğu söylenmektedir.Bölgedeki nüfusun ancak %28’i Baskça konuşmaktadır. Bayrağı:

Mevcut nüfusları yaklaşık 2.190.000‘dir ve giderek azalmaktadır. Bask Ülkesi idari olarak 1978 yılındaki Özerklik yasası ile 3 ilin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Bunlar Alava, Biskay ve Guipuzcoa 'dır. Yalnız Bask Ülkesi terimi genellikle bu 3 ilin oluşturduğu idari yapıyla sınırlandırılmamaktadır. Navarra ve İparralde denen Fransa sınırları içindeki Pays Basque bölgesi de tarihi Bask Ülkesinin kültür alanlarıdır.

Kuruluşu

1896’da halkın sportif faaliyetlerde bulunmak için gittiği bir dernek olarak kurulmuştur. Halk arasında beklenilenden daha fazla popüler hale gelen dernek –isimleri hiçbir kaynakta geçmeyen- Bask bölgesinde önde gelen 6 üye tarafından 1898 yazında kulüp olarak faaliyete geçmiştir. O 6 üyenin koyduğu kulüp kuralları günümüzde de kulübün değiştirilemez kuralları olarak hâlâ geçerliliğini korumaktadır.
(Hatta ek olarak aslında Atletico Madrid’de neredeyse aynı şekilde 3 Bask genç tarafından kurulmuş Athletic Bilbao’nun kolu olarak kurmuş ancak Athletic Club’ün Bask bölgesi için bir spor kulübünden fazla olduğunun görülmesi (Yani hep arka planda kalma korkusu) ve de zaman bu sebeple içinde asıl amacından sapıp Real Madrid’deki muhalif üyeleri toplayan bir kulüp haline gelmiştir. )

Tarihi
Athletic Club de Bilbao, İspanya'nın Bask Bölgesi'nin futbol takımıdır. 1929'dan beri La Liga'da mücadele eden kulüp Real Madrid ve FC Barcelona ile birlikte ligden hiç düşmemiş üç takımdan birisidir. Athleic Bilbao 8 kez La Liga'yı, 24 kez de İspanya Kupası'nı kazanmayı başarmıştır.
Bask Bölgesi'nin diğer takımlarından farklı olan Athletic Bilbao bölge haricinde hiçbir oyuncuyu takımında oynatmaz. Takım bu geleneğini yıllardır sürdürmektedir. Formasına hiçbir zaman reklam almayan Bilbao temsilcisi 110 yıl sonra bu geleneğe son vererek 2008 yılı başlangıç olmak üzere, 2011'e kadar Bask kökenli bir petrol şirketinin forma reklamını almıştır. Tarihi boyunca kadrosunda oynattığı iki yabancı futbolcu Bixente Lizarazu ve Aymeric Laporte olup, bu iki futbolcu da Fransa'nın Bask Bölgesi'ndendir. (Pays Basque) Hatta genç stoper Laporte 2013-2014 sezonunda da kulübün bünyesindedir.


Athletic Bilbao'nun kullandığı San Mamés Stadı 1913 yılında inşa edilmiş olup La Liga'da maç yapılan en eski stadyumdur(Statta futbolcuların sahaya çıkış tünelinde ‘Kimilerinin cenneti, kimilerinin cehennemi’ yazmaktadır). Yeni stad projelerine başlayan kulüp önümüzdeki yıl buram buram tarih kokan San Mamés’ten ayrılacaktır. Takımın San Mamés’deki tarihi galibiyetleri :


 Geçmişten günümüze formaları : 


Yine kulübün efsanevi geleneklerinden olan bir başka anektodu sizinle paylaşayım. 1910 yılından beri süre gelen bu geleneğin dünyada eşi benzeri görülmemiştir. Takım kaptanı 5 yıl ve üzerinde kaptanlık yapmışsa, 2. kaptan olarak ilan edilecek oyuncu 23 yaşından küçükse ikisi birlikte kulüp müzesine gider ve takım kaptanı, kulüp kurucularının yakaladığı ve şuan hâlâ doldurulmuş olarak müzede duran aslanın yelesinden bir tel koparır ve genç kaptan adayına verir. Şuana kadar anlattığım tüm ilginç gelenekleri ve bu gelenekleri istemeyen herkese karşı ayakta tutan bu kulüp ayakta alkışlanmayı hak ediyor.


Yazımı bitirirken içimdeki heyecanı ve mutluluğu kelimelere dökmem çok zor. Ülkemizde ve dünyada, böylesine güzel gelenekleri ve geleneklerine bağlı taraftarı olan bu kulübün pek çok bilinmemesi üzücü, ancak yazdığım bu yazı da dilimin döndüğü kadarıyla az da olsa kulüp hakkında bilgi sahibi olmanızı sağladığımı düşünüyorum. Athletic Bilbao hakkında zamanla bu ve buna benzer daha fazla yazı yazılmasını umuyorum. Bu yazıyı okuyup da kulübe sempati duymaya başlayacak 1 kişi bile dahi olsa beni mutlu edecektir.
Devamını Oku »

17 Ocak 2014 Cuma

NEMENJA MATİC | CHELSEA

Hiç yorum yok:
Nemanja Matić,  Chelsea’nin Benfica'dan transfer ettiği yeni Sırp oyuncuyu yakından tanıyalım... 2011'de Benfica ve Chelsea David Luiz için para + Matic karşılığında anlaşmıştı. Aynı Matic 2 yıl sonra aynı paraya eski takımı Chelsea’ye yeniden transferini gerçekleştirdi. Chelsea için bu transfer fazla uzun sürmedi. İki tarafta daha önce Ramires, David Luiz transferlerindeki iyi ilişkileri kullanarak, Chelsea için konulan özel bir madde ile birlikte çabuk bir şekilde bitirdi. Pozisyon: Orta saha/DMC/MC Oyuncu Profili: Eski tip ‘ön libero’, ‘çapa’ gibi deyimler yakıştırılan topçulardan...
Devamını Oku »