20 Ekim 2013 Pazar

William Carvalho

Hiç yorum yok:
William Carvalho,  100% Academia de Puma fabrikasından çıkan bir yetenek... Angola asıllı bir baba ve Portekizli bir annenin evladı olan William, 5 yaşında doğup büyüdüğü toprakları -Luanda’yı- bırakıp Portekiz'e yerleşir. 13 yaşında -2005 yılında- Sporting altyapısına entegre olur. 2011 yılına kadar çeşitli kategorilerde forma giyer ve aynı yıl A takıma çıkar. Kariyerindeki ilk maça Vitoria maçı ile çıkar. Aynı sezon Portekiz 3. lig takımlarından olan Fatima’ya transfer olur. 1yıllık bir sözleşme yapar ve başarılı bir sezondan sonra Belçika Ligi takımlarından Cercle Bruges ile 2 yıllık bir sözleşme imzalar. Adından çokça söz ettirir ve tam 50 karşılaşmaya çıkar.


2013-2014 sezonunda Jardim’in isteği üzerine önce antrenmanlara sonra takımın kamplarına alınarak sürpriz bir şekilde takımda kendine yer edinir. Hazırlık maçlarında bulduğu şansları iyi değerlendiren Carvalho, Portekiz Ligi'nde Sporting formasi ile vazgeçilmez ve tartışılmaz hale gelmiştir...

7 nisan 1992, Luanda-Angola doğumlu Carvalho, 1.87 boyunda. DMC (ön libero) mevkisinde oynuyor.
Portekiz Ligi'nin ilk 7 haftasının altın karmasına seçildi. Ağustos ve Eylül ayının en değerli genç oyuncusu seçildi. Sporting Lizbon'un bu sezon en çok süre alan oyuncularından ve en çok isabetli pas yapan oyuncusu. Ligin en çok gol atan takımı Sporting'in 19 golünün 9 tanesinde atak başlangıcını sağlayan oyuncu.   Costinha’dan sonraki en safkan Portekiz DMC’si ve ondan çok daha iyi olacak potansiyele sahip. Uzun bacakları, oyun zekası ve en önemlisi girdiği ikili mücadelelerden kaptığı toplarla çok ciddi şekilde efsane Fransız oyuncu Patrick Vieira’yı andırıyor. Hem Portekiz futbolunun ve hem Dünya futboluna yakın gelecekte adından fazlasıyla söz ettireceğine inandığım bir oyuncu. Modern futbolun en önemli mevkisi -ön libero- 6 numarada yeni bir çağ yaşatacabilecek bir potansiyelde.


Artıları: Oyun zekası, oyun görüşü, çevre kontrolü, oyun kurma, her turlu pas organizasyonunu sağlayacak ayaklara sahip olması (savunmaya kadar yaklaşıp topu alıp taşıma, oyunu kurma, yanındaki oyunculara en çabuk şekilde aktarabilecek), muazzam bir atletizmin yanındaki müthiş bir hava hakimiyeti ile sıçrama yeteneği mevcut. Lider özellikleri, inisiyatif almaktan korkmayan yapısı onu ilerde buyuk bir kaptan yapabilir.


Devamını Oku »

Yeni Bir Yıldız Doğuyor

Hiç yorum yok:
Fredy Montero, yeni bir yıldız doğuyor... Porto’nun başlattığı Kolombiyalı futbolcu akımını bu sezon Sporting Lizbon Montero’yu transfer ederek devam ettirdi. Porto’ya gelip harikalar yaratan Falcao, Martinez, James Rodriguez, Guarin gibi oyunculardan sonra Montero da gösterdiği üstün performans ile bu modaya uyacak gibi.


Jardim’in Sporting Lizbon'un başına geçtiği andaki ilk icraati sadece Academia Puma çocuklarını monte etmek olmadı. Yeniden yapılanmada çok hakim olduğu Güney Amerika'dan (aslen Venezualalı'dır) taradığı oyuncular da vardı listesinde. Braga’nın Avrupa Ligi'nde final oynayan takımdaki oyuncuların bircoğunu Jardim keşfetmiştir her ne kadar takımın başında olmasa da...

23/07/2013 tarihinde Jardimin cok buyuk israri sonucu 2.5 M euro karsiliginda transfer edilmistir...
Not: Sözleşmesindeki en ilginç madde 60 milyon euro’ya serbest kalır maddesi olması. 5 yıllık bir imza atmıştır. Yıllık 750bin € kazanıyor (vergi ile birlikte). İlk 7 haftada attığı 9 gol, 1 asist ile Sporting Lizbon'u şampiyonluk potasına sokmayı başarmıştır. Şimdiden herkes tarafından şampiyonluk adayı olarak gösteriliyorlar.


Oyun Profili : Bir santrforda olması gereken her şey mevcut. ‘Full’ ayak içi, dışı, kafa toplarındaki hakimiyeti, iki ayağını aynı derecede kullanabilmesi, topu mıknatıs gibi ayağına çekip tutup saklaması, servis, asist, sırtı dönük oyunu, pas tercihleri, verkaç gibi bircok yeteneğe sahip. Golü koklaması, duran toplardaki ustalığı, sürekli hareket halindeki yaptığı koşular ile savunma oyuncularını yoran, pres hücumdan baslar sözünün bir diğer karşılığı, komple bir modern forvet oyuncusu...

İşte Fredy Montero:


Devamını Oku »

19 Ekim 2013 Cumartesi

Budivelnik Kiev-Fenerbahçe Ülker

Hiç yorum yok:
Büyük takımları diğer takımlardan ayıran en büyük özellikleri belkide oynadıkları son çeyreklerdir. Dün Kiev’de bunu kanıtlayan bir oyun oynadı Fenerbahce.  Son çeyrekteki 7-31’lik skorla maçı 18 sayı farkla kazanmayı bildi.  

Fenerbahce rakibi ile kısa bir süre önce Rixos Cup’ta karşılaşmıştı fakat bu maç bir gösterge değildi çünkü Fenerbahce önemli oyuncularından yoksundu. O maçı Budivelnik kazanmıştı.  Fakat bu maç Fenerbahçe sakatları dışında tam kadro idi. Obradovic maça Kenan Sipahi -Melih Mahmutoğlu-Bojan Bogdanovic-Nemanja Bjelica-Gasper Vidmar ilk beşi ile başladı.Koçun Kenan ve Melih ile başlaması hepimizi şaşırtmıştı doğrusu.  Bu Obradovic’in onlara ne kadar güvendiğini gösteriyor.  Bu beş hücüm konusunda pek sıkıntı çekmedi fakat savunmayı pek iyi yapamadıkları da aşikardı. Aslında bakarsak savunma son çeyrek dışında hep kötüydü. Rakibin hücüm silahlarını durdurmak konusunda büyük bir sıkıntı çektik. Fenerbahçe Zoriç’in etkili oyunu ile ilk çeyreği  15-18 önde geçti.


İlk çeyrekten çok farklı 2 ve 3. çeyrekler izlettirdi bize Fenerbahçe. Bunu 2. Çeyrekte 28 ve 3. Çeyrekte 34 sayı yemesinden anlayabiliriz.  Fenerbahçe gibi bir takım bu iki çeyrekte bu kadar çok sayı yememeli. Bu da hala Obradovic’in savunma anlayışının tam oturmadığını gösteriyor bizlere. Budivelnik’in guardlarının içeri driveları savunmayı bir hayli zorladı. Kenan ve Bo guardların karşında yeterince kalamadılar. Keza guardlar içeri girdiği zaman turnikelerini engelleyemedik.  Ben bunu içeride tam anlamıyla bir blok tehdidimizin olmamasına bağlıyorum. Vidmar ve Zoric’in bu ihtiyacımızı karşılayabildiğini düşünmüyorum. Bu soruna Darius Lavrinovic’in beklenmeyen derecede iyi performansı da eklenince  Fenerbahçe Ülker maçta geriye düştü. İlk yarı bittikten sonra farkın 2 sayı olmasını hücüm setlerimizin iyi işlemesine bağlıyorum, hücümda sıkıntı çekmedik.


3. çeyreğe Obradovic  Bo-Bojan-Emir-Kleiza-Zoriç beşiyle başladık.  Blake Ahearn ve Lavrinovic’in etkili performansıyla Kiev maçtaki en büyük farkı yakaladı.(64-57) Kiev üçüncü çeyrekte özellikle Ahearn’ın üçlükleriyle müthiş bir üçlük oranı yakaladı ki bu oran bir ara %60’lara kadar çıktı. Doğal olarak bu yüzde yakalanınca 34 sayı yendi bir çeyrekte ve çeyrek 77-71 geride kapatıldı. 3. çeyrek performansı açıkcası hepimizi geçen sene götürdü. Hatırlayacağınız üzere Fenerbahçe’nin 30 sayının üstünde yediği çeyreklere çok alışmıştık. Bu Fenerbahçelileri baya korkuttu ve herkes acaba demeye başlamıştı.  Ama Fenerbahçe son çeyreği gerçekten müthiş oynadı ve Budivelnik’den daha iyi bir takım olduğunu tekrardan belli etti. Fenerbahçe’nin maçı kazanmasındaki en büyük etkenlerden biride son çeyrekti Bo’nun müthiş savunması oldu. İşler tamamiyle tersine döndü. Fenerbahçe olağanüstü bir savunma yaparak ilk önce skoru eşitledi, sonra da art arda basket-faullerle öne geçti. Son dakikada Bjelica’nın iki üçlük isabetiyle maçı 84-102 kazanmayı bildi. Böylece 11 maç ardından deplasmanda kazandı. Bu maçtaki 102 sayı Fenerbahce adına bir rekor oldu. Zagreb maçındaki 100 sayı rekorunu geçerek Fenerbahçe’nin en fazla sayı attığı maç oldu.
Fenerbahçe’nin önünde çok zorlu bir fikstür var ve Barcelona veya CSKA takımlarından birini yenmek ikincilik açısından önemli bir adam olacaktır. Efes ve Beşiktaş maçlarını da unutmayalım. Fenerbahçe bu dört maçtan istediği sonuçları alırsa önü çok açılır. Fenerbahçe’ye başarılar diliyorum. İnşallah bu maç müthiş bir sezonun başlangıcı olmuş olur...

Fenerbahçe Ülker'in son çeyrekteki oyununu izlemek için tıklayınız...
Devamını Oku »

18 Ekim 2013 Cuma

Jürgen Klopp ve oyun felsefesi

Hiç yorum yok:

Jürgen Klopp, oyun felsefesini anlatıyor...

’’Hayatımda o kadar çok maç izledim ki. İnanılmaz derecede çok. Bazıları o kadar sıkıcıydı ki izlerken uyuyakaldım. Neden stadyumdaki binlerce kişiyi böyle sıktıklarını anlamadım, bu kabullenilecek şey değil. Bizim yapmak istediğimiz kendi oyunumuzdan zevk almak. Yenmeyi seviyoruz ama kaybedersek, eğer kendi oyunumuzu oynayarak kaybedersek bu tamamen normal. Ama karşı takımın oyun stiline göre oynayarak kaybedersek bununla baş edemeyiz. Bu kadar. Çok duygusal, çok hızlı, çok güçlü, sıkıcı olmayan bir oyun tarzı bizimkisi. Taktik oyunu ama yürekle oynanan bir oyun bizimkisi. Duygular oyunumuzu değiştiren faktör.’’

Devamını Oku »

14 Ekim 2013 Pazartesi

İstatistikler ile Borussia Dortmund'un ligdeki 8 haftası

Hiç yorum yok:
Borussia Dortmund ligde oynadığı 8 maçta 6 galibiyet, 1 beraberlik ve 1 mağlubiyet aldı. Oynanan 8 maçtaki istatistiklere göz atalım..



1.HAFTA
Augsburg 0-4 Borussia Dortmund
Goller: Pierre-Emerick Aubameyang(3), Lewandowski
En çok mesafe kat eden 5 oyuncu(km);
Bender:  12.18
Nuri: 11.36
Reus: 11.02
Grosskreutz: 10.84
Schmelzer: 10.35
Takım: 112.9
En çok sprint atan 5 oyuncu;
Aubameyang: 28
Reus: 24
Schmelzer: 21
Grosskreutz: 20
Lewandowski: 18
Takım: 161
En çok şut çeken oyuncu: Aubameyang(4)
Takım: 13
En çok orta yapan oyuncu: Grosskreutz(2)
Takım: 9
En çok topla oynayan oyuncu: Grosskreutz(90)
Takım: 670
En çok isabetli pas veren oyuncu: Subotic(62)
Takım: 384
 



2.HAFTA
Borussia Dortmund 2-1 Eintracht Braunschweig
Goller: Hofmann, Reus, Kratz
En çok mesafe kat eden 5 oyuncu(km);
Bender: 12.64
Mkhitaryan: 12.43
Grosskreutz: 12.15
Nuri: 11.95
Schmelzer: 11.06
Takım: 119.5
En çok sprint atan 5 oyuncu;
Mkhitaryan: 31
Aubameyang: 28
Schmelzer: 27
Bender: 22
Grosskreutz: 21
Takım: 205
En çok şut çeken oyuncu: Lewandowski(8)
Takım: 23
En çok orta yapan oyuncu: Aubameyang(6)
Takım: 24
En çok topla oynayan oyuncu: Hummels, Subotic, Grosskreutz(119)
Takım: 886
En çok isabetli pas veren oyuncu: Sokratis(97)
Takım: 566
 




3.HAFTA
Borussia Dortmund 1-0 Werder Bremen
Goller: Lewandowski
En çok mesafe kat eden 5 oyuncu(km);
Nuri: 12
Kehl: 11.98
Grosskreutz: 11.32
Lewandowski: 10.9
Reus: 10.87
Takım: 115.4
En çok sprint atan 5 oyuncu;
Schmelzer: 30
Mkhitaryan: 30
Grosskreutz: 28
Reus: 28
Lewandowski: 21
Takım: 230
En çok şut çeken oyuncu: Reus(8)
Takım: 32
En çok orta yapan oyuncu: Schmelzer(5)
Takım: 15
En çok topla oynayan oyuncu: Nuri(94)
Takım: 720
En çok isabetli pas veren oyuncu: Kehl(56)
Takım: 382 




4.HAFTA
Eintracht Frankfurt 1-2 Borussia Dortmund
Goller: Kadlec, Mkhitaryan(2)
En çok mesafe kat eden 5 oyuncu(km);
Bender: 13.01
Mkhitaryan: 12.54
Nuri: 12.12
Grosskreutz: 12.06
Schmelzer: 11.48
Takım: 121.6
En çok sprint atan 5 oyuncu;
Grosskreutz: 39
Schmelzer: 36
Mkhitaryan: 34
Reus: 30
Lewandowski: 28
Takım: 267 
En çok şut çeken oyuncu: Lewandowski(5)
Takım: 16
En çok orta yapan oyuncu: Schmelzer(3)
Takım: 10
En çok topla oynayan oyuncu: Schmelzer(70)
Takım: 629
En çok isabetli pas veren oyuncu: Bender(36)
Takım: 288 




5.HAFTA
Borussia Dortmund 6-2 Hamburg
Goller: Aubameyang(2), Lewandowski(2), Mkhitaryan, Reus, Zhi Gin Lahm, Westermann
En çok mesafe kat eden 5 oyuncu(km);
Bender: 12.37
Nuri: 11.76
Grosskreutz: 11.47
Reus: 11.1
Aubameyang: 11.02
Takım: 116.7
En çok sprint atan 5 oyuncu;
Aubameyang: 51
Reus: 39
Schmelzer: 27
Grosskreutz: 26
Mkhitaryan: 26
Takım: 242
En çok şut çeken oyuncu: Lewandowski(8)
Takım: 32
En çok orta yapan oyuncu: Schmelzer(7)
Takım: 13
En çok topla oynayan oyuncu: Nuri(74)
Takım: 643
En çok isabetli pas veren oyuncu: Nuri(41)
Takım: 346 



6.HAFTA
Nürnberg 1-1 Borussia Dortmund
Goller: Schmelzer, Nilsson
En çok mesafe kat eden 5 oyuncu(km);
Bender: 13.07
Ducksch: 12.34
Grosskreutz: 12.01
Durm: 11.96
Aubameyang: 11.24
Takım: 120.4
En çok sprint atan 5 oyuncu;
Aubameyang: 38
Grosskreutz: 25
Durm: 21
Ducksch: 20
Subotic: 18
Takım: 215
En çok şut çeken oyuncu: Sokratis(3)
Takım: 18
En çok orta yapan oyuncu: Schmelzer, Durm(2)
Takım: 11
En çok topla oynayan oyuncu: Sokratis(89)
Takım: 662
En çok isabetli pas veren oyuncu: Sokratis(68)
Takım: 379



7.HAFTA
Borussia Dortmund 5-0 Freiburg
Goller: Reus(2), Lewandowski(2), Kuba
En çok mesafe kat eden 5 oyuncu(km);
Durm: 11.72
Nuri: 11.64
Aubamenyag: 11.29
Grosskreutz: 11.01
Lewandowski: 10.62
Takım: 118
En çok sprint atan 5 oyuncu;
Aubameyang: 33
Reus: 28
Grosskreutz: 27
Lewandowski: 24
Durm: 23
Takım: 225
En çok şut çeken oyuncu: Aubamenyag(7)
Takım: 27
En çok orta yapan oyuncu: Grosskreutz(4)
Takım: 11
En çok topla oynayan oyuncu: Hummels(111)
Takım: 796
En çok isabetli pas veren oyuncu: Hummels(82)
Takım: 488
 



8.HAFTA
Borussia Mönchengladbach 2-0 Borussia Dortmund
Goller: Max Kruse, Raffael
En çok mesafe kat eden 5 oyuncu(km);
Durm: 12.47
Aubameyang: 11.41
Reus: 11.39
Grosskreutz: 11.11
Nuri: 11.08
Takım: 118.5
En çok sprint atan 5 oyuncu;
Aubameyang: 44
Durm: 31
Mkhitaryan: 25
Grosskreutz: 22
Reus: 22
Takım: 235
En çok şut çeken oyuncu: Nuri, Reus(6)
Takım: 27
En çok orta yapan oyuncu: Grosskreutz(6)
Takım: 17
En çok topla oynayan oyuncu: Nuri(104)
Takım: 772
En çok isabetli pas veren oyuncu: Subotic(69)
Takım: 474




İlk 8 haftada öne çıkan bilgiler
- Borussia Dortmund oynadığı 8 maçta; 93 faul yaptı, ve 6 sarı kart, 1 kırmızı kart gördü.
- Borussia Dortmund oynadığı 8 maçta; topa sahip olma yüzdesinde %57,8 gibi bir rakam yakaladı.
- Jürgen Klopp’un öğrencileri bu sezon rakip kaleye 121 şut atarken bunların 62’si isabetsiz, 59’u isabetli oldu.
- Borussia Dortmund bu sezon öne geçtiği 6 maçıda kazandı.
- Borussia Dortmund bu sezon 21 gol atarken gollerin; 10’u sağ ayak, 5’i sol ayak, 2’si kafa, 3’ü penaltı 1’i de frikikten geldi.
- Borussia Dortmund bu sezon en çok 61 – 75 dakikları arasında gol buldu. (6)
- Borussia Dortmund bu sezon en çok 75 – 90 dakikaları arasında gol yedi. (3) 


Devamını Oku »

13 Ekim 2013 Pazar

ESKİ GÜNLERİNE DÖNMEYİ BEKLİYOR | KOCAELİSPOR

Hiç yorum yok:

Türk futbolunun renkli ekiplerinden Kocaelispor üç kulübün birleşmesiyle oluştu. Bunlar; Baçspor, İzmit Gençlik ve Doğanspor. Kulübün renkleri yeşil siyah olarak belirlendi. Kulüp maçlarını 16 bin kapasiteli İsmet Paşa Stadı’nda oynuyor. Körfez ekibi ligimizin renkli ve eksikliği hissedilen takımlarındandır. Şuan ligde görmek isteyeceğiniz takımları sayın desek, Kocaelispor ismi mutlaka geçecektir. Körfez ekibinin durumu her zaman parlak olmadı. Kurulduğu günden beri futbolumuzun güzide ekiplerinden olan Kocaelispor birçok sorunla mücadele etmek zorunda kaldı. Körfez ekibine kuruluşundan itibaren bir göz atalım.

2. ligde mücadele edecek kulüplerin 3 takımdan oluşmaları gerekiyordu. Ayrıca 2. Ligde yer almak için yeterli tesis şart koşulmuştu. Bu amaç doğrultusunda Baçspor, İzmit Gençlik ve Doğanspor birleşerek Kocaelispor’u oluşturdu. Yönetim kurulu seçildi. İlk başkan İsmail Kolaylı oldu. Artık bütün koşullar sağlandı ve Körfez ekibi 1966-67 sezonuyla beraber 2. Lige merhaba dedi. Kocaelispor’un Süper Lig’e adım atması 14 sene sürdü. Bu 14 yıl içerisinde orta sıralar takımı olan Kocaelispor’un tarihi 1979-80 sezonundan sonra yazılmaya başlıyordu. 


1979-80 sezonunu lider tamamlayan Kocaelispor, Süper lige merhaba diyordu. Süper Lig’de ilk sezon orta sıralarda yer alarak bir anlamda amacına ulaşıyordu. Süper ligde bu dönemde orta sıra takımı olan Kocaelispor 86-87 senesinde düşme korkusunu yaşamış ve düşme hattının 1 basamak üstünde bitirerek lige tutunmuştur. Bir sene önce düşmekten kurtulan Kocaelispor bir sene sonra 1987-88 sezonunda düştü ve ilk Süper Lig macerası 8 sene sürdü. Düştüğü 2. Lig’de ilk sene orta sıralarda kaldı. 2. senede bir alt lige düşmekten son anda kurtulan Körfez ekibi 2.Lig’deki 3. senesinde 2. oldu. 91-92 senesini 2. Lig A Grubu’nda lider olarak bitiren Kocaelispor tekrardan Süper Lig’e merhaba dedi. 

Yazının tamamı için tıklayınız.

Devamını Oku »

10 Ekim 2013 Perşembe

İLK ADIM

Hiç yorum yok:
Cumhurbaşkanlığı Kupası maçında GS Liv Hospital’ı 64-62 mağlup ederek sezona güzel ve kupalı bir başlangıç yaptı FBÜ. Zeljko’nun FBÜ macerasındaki ilk kupası olması da bu zaferi ayrı bir noktada tutuyor hiç şüphesiz ki.


Karşılaşmanın tamamının beklentilerime paralel gittiğini belirtmeliyim. FBÜ maçın sonuna kadar oyuna ortak olabilmesi ve o son anda fişi çekecek darbeyi indirebilmesi için GS’den daha fazla yürek koyması gerektiğini söylemiştik maçtan önce. Nitekim Zeljko’nun öğrencileri Neven’in ilk sezonundan bu yana göremediğimiz ve görmeyi inanılmaz derecede özlediğimiz bir şekilde sahaya yürek koydu. Bir ara çift hane dolaylarında geri düşmelerine rağmen geri adım atmadılar ve Emir’den normal şartlar altında beklenmeyecek derecede özel maç sonu performansıyla kupayı müzelerine götürdüler. FBÜ oyuncularının ve teknik ekibinin maçı ne kadar istediğini maçın sonundaki sevinçlerden, Mirsad’ın tavırlarından ve en önemlisi Zeljko’nun yüz ifadesinden anlayabiliriz. Özetle sahada mental anlamda rakibinden daha iyi durumda olan ve maçı rakibinden çok daha fazla isteyen bir FBÜ vardı. Bunun oluşmasında en büyük payın koçta olduğunu da belirtmek gerek.

Olayın mental kısmında FBÜ’nün önde olduğunu söyledik ama FBÜ’ye maçı kazandıran sadece mental anlamda daha hazır durumda olması mıydı sorusunun cevabı ise; tabi ki hayır. Marko’nun yokluğunun GS’de önemli bazı noktaları ciddi şekilde aksattığını ve Domercant’ın beklenen çizgiden uzakta kalmasının da takımın hücumdaki akıcılığını azalttığını belirtmek gerek. Açıkçası daha iyi basketbol oynayan bir GS bekliyordum diyebilirim. Rakibinden daha iyi şekilde, neredeyse eksiksiz sezona hazırlanmış bir takımın üstelik geçen sezon ki kadronun birçoğunu korurken özellikle de savunmada temel şeyleri yaparken yaşadığı sıkıntı oldukça düşündürücü. Klasik Ergin Ataman takımı hüviyetinde bir oyuncunun ekseni etrafında şekillenen oyunun özellikle EL seviyesindeki maçlarda sık sık lastiği patlamış kamyon gibi yuvarlanacağını söylemek lazım. Mccaleb’in maçın başından sonuna dek Arroyo’yu çok iyi savunması,  Zoric ve Vidmar’ın pota altındaki kararlılığı ve Domercant’ın kötü performansı  olayın mental kısmı dışında GS’ye maçı kaybettiren en mühim unsurlar oldu.


Biraz da FBÜ’nün taktik anlamda neler yapmaya çalıştığına bakalım. Çok iyi savunma yaptı diyemesem de iyi savunma yapmaya gayret gösteren ve bire bir savunma kısmında inanılmaz işler çıkartan oyuncuların olduğu FBÜ maça bu sayede tutundu. Sorumluluk alması gereken anda Kenan’ın bile çıkıp çok rahat bir şekilde sorumluluk aldığı, herkesin taşın altına elini soktuğu bir maç oldu FBÜ adına. 3/18 gibi inanılmaz kötü bir üçlük yüzdesi ve Bo’nun hücumda yokları oynamasına rağmen Emir’in sorumluluk alması, Kleiza’nın en kritik yerde şutu kaldırıp göbeğine yollaması ve Zeljko’nun son çeyrekte çizdiği, anlattığı iki muazzam hücum seti kırılma anlarında FBÜ’nün maça tutunmasını ve sonunda da darbeyi indirmesini sağladı.

Özetle; rolleri netleşmemiş bir takım kendisinden çok daha hazır bir takıma karşı ciddi anlamda yürek koyarak maçı kazanmasını bildi. FBÜ’nün alacağı daha çok yol var, takımın gerçek ritmini Kasım ayından önce bulmasının zor olduğunu düşünsem de çok iyi sinyaller verdiğini belirtmek gerek. GS için ise; oldukça hazır bir takımın, bu denli düzensiz ve dış atışlara bağımlı oynaması hiç iyiye işaret değil. Arroyo’nun EL seviyesindeyken dümende çok yıpranacağı bir EL grubunun onları beklediğini ve geçen yıl Eurocup’tan erken elenmelerinin asla sürpriz olmadığını bu vesileyle hatırlatmış olalım.

Unutmadan dün akşam Melih’in babasından yemediği fırçayı Zeljko’dan yediğini belirterek, tebessüm ve umut dolu bir şekilde satırlarımızı sonlandıralım.




Devamını Oku »

9 Ekim 2013 Çarşamba

Gasper Vidmar

Hiç yorum yok:


14 Eylül 1987 doğumlu Gasper Vidmar basketbola 2002 yılında Slovenya’nın Jance  takımında başladı.Tanjevic’in isteği üzerine 2005-06 sezonunda Fenerbahçe Ülker kadrosuna katıldı. O dönem Fenerbahçe Ülker’in elinde Oğuz-Semih-Ömer gibi çok kıymetli  Türk  uzunlar olduğu için bu transfere pek anlam verilememişti. 2 sene Fenerbahçe forması giydikten sonra  2007 yılında ülkesinin takımı olan Union Olimpija’ya kiralık olarak gönderildi ve orada 2 sezon geçirdi. 2009-10 sezonun da Fenerbahçe Ülker’e geri dönen Vidmar 2012’ye kadar Fenerbaçe Ülker formasını  giymeye devam etti  ve 2012 yılında kiralık olarak Beşiktaş’ın yolunu tuttu.

Vidmar’ı genel olarak ele alırsak; Sert,blokçu,ayakları çabuk,size olarak iyi , agresif, mücadeleci, çabuk faul alabilen, serbest atışlarda çok ciddi sıkıntı yaşayan -maalesef- top ile pek haşır neşir olmayan (parmak hassasiyeti), atletik, ribaundcu ve tam bir profesyonel. Vidmar tarzı isimler artık günümüz için çok çok önemli. Başarılı olan takımların pota altı oyuncularına bakalım; Son 2 senenin şampiyonu Olympiakos: Hines-(Dorsey)-Antic-Printezis
Panathinaokos: Lasme-Gist-Tsartsaris-Sofo
Galatasaray : Furkan Aldemir-Dong-Macvan-Dudley 
Real Madrid : Slaughter-Reyes-Mirotic-Hettsheımeır 
Barcelona(Tomic-Lorbek-Wallace-Todorovic) ve CSKA’yı (Krstic-Vorontshevic-Khryapa-Kaun-Micov) sayamıyoruz çünkü onlarda böyle isimler yoktu. Onlarda bunun farkına varıp Dorsey (Barcelona) ve Hines’ı (CSKA) kadrolarına kattılar.
   

Bu belirttiğim isimlerin özellikleri aynı: İyi savunmacılar, mücadeleciler, atletikler, hadlerini biliyorlar. 2 sene önceyi hatırlıyalım, Siena maçına kadar herşey çok güzel gidiyordu. Vidmar’ın sakatlığına kadar. Sizleri bilmiyorum ama ben o sene o ana kadar çok umutluydum. Bir içeriden bir dışarıdan oynayan uzunumuz vardı. (Lavrinovıc-Vidmar). Vidmar sakatlandı ve o sene düzelemedik. Vidmar çok erken faul problemine girebilme eğiliminde(idi) geçen sene Erman Kunter ile birlikte biraz daha dinginleşmiş, nerede ne yapacağının farkında ve en önemlisi bitiriciliğini geliştirdi. Önceden bodoslama girerdi artık öyle değil topu post up’ına istiyor ayak oyunları deniyor, fake atıp bitiriyor vs vs. Gecen sene Erman Kunter bize birazda işin koçta bittiğini gösterdi. Vidmar geçen seneye kadar hiçbir zaman bir takımın skor opsiyonu olmamıştı ama Kunter onu çok doğru kullanarak ondan en verimli şekilde yararlandı. Vidmar  Pick and roll sonrası şut atamaz ama topu hareketli aldığında rakibi potaya sokar ki bunu bize geçen senelerde gösterdi.  (Mehmet Okur-Khryapa).


Vidmar orta mesafe sokamaz ama savunmada o orta mesafeyi sokturmamak için elinden geleni yapar,Vidmar çok ince paslar veremez ama o ince pasları savunmada geçirmemeye çalışır. Bu yüzden benim için önemli bir isimdir,çok severim. Bize güç katacaktır tekrardan aramıza Hoşgeldin Gappy. 
Devamını Oku »

6 Ekim 2013 Pazar

FENERBAHÇE ÜLKER’E GENEL BAKIŞ

Hiç yorum yok:
Oyuncu kadrosunu Eurobasket ve sakat isimlerin çokluğu sebebiyle bir türlü bir araya getiremeyen FBÜ için Türkiye Kupası maçları, hem maç ritmi yakalamak hem de parkedeki uyumun derecesini görmek açısından çok önemliydi. Beklediğimin aksine-kadro kalitesinden bağımsız- sahada daha uyumlu bir FBÜ gördüm. Her ne kadar saha içi düzenler ve alan paylaşımı gibi konularda konuşmak için erken olsa da oyuncuların hemen hemen her topta işin savunma ve hücum kısmında mümkün olduğunca en doğru olanı yapmaya gayret ettiklerini belirtmeliyim. Takım bu anlamda iyi bir yola girmiş gibi görünüyor.


Geçen yıl sahada oynadığı oyundan keyif almayan bir FBÜ varken daha önce hiç birlikte oynamamış, birlikte doğru dürüst antrenmana dahi çıkmamış oyuncuların katılımına rağmen sahadaki uyumun ve oyuncuların oynadıkları oyundan aldıkları keyfin geçen yılın çok üstünde olduğunu söylemek gerek. Bu durumu ortaya çıkaran en önemli faktör tabi ki Zeljko Obradovic. Niyetim Simone Piangiani’yi kötülemek vs değil aksine çok beğendiğim bir koçtur fakat varlığından, orada dikilip ellerini iki yana açmasından bile çekinilen bir koç varken takımın sahada yaptığı işe inanması gayet doğal. Basit bir örnek vermek istiyorum; geçen yıl takım Türkiye Kupası’nı kazanırken, oyuncular sezon içerisindeki zirve performansını sergilemişlerdi ve başta Bo Mccaleb olmak üzere herkesin yüzü gülüyordu. Ben Mccaleb’i o günden sonra ilk defa Rixos Cup ve Türkiye Kupası maçlarında gülerken gördüm. Mccaleb mutlu, Emir mutlu, Melih mutlu çünkü hepsi tüm takım gibi, kaybetseler bile doğru işler yaptıklarını biliyorlar, bu çok değerli FBÜ için. 


Biraz da bireysel performanslara ve soru işaretlerine değinmek istiyorum. Yazının başında da belirttiğim gibi saha içi düzenleri, alan paylaşımı konusundaki doğru ve yanlışları konuşmak için oldukça erken olsa da bireysel anlamda olumlu işlerin olduğunu söylemek mümkün. Her ne kadar transferini futbol maçı sonrası FB TV canlı yayınında öğrensek de iyi bir şutör ve iyi Fenerbahçeli sıfatlarıyla kadroya katılan Melih’in daha güvenli oynamaya başlaması, repertuarına potaya giderek attığı basketleri de ekleyerek daha donanımlı bir oyuncu olmaya başladığını belirtelim. Bo Mccaleb ve özellikle yıllardır yeni ‘’Bodiroga’’ olmasını beklerken ciğerimizin solduğu Emir’in daha akıllı, tutarlı oynadığını, hata yaptıktan sonra olabileceklerin bilincinde olarak sürekli en doğruyu araması takım ve Emir adına çok önemli gelişmeler. Zeljko’nun bile çözmekte zorlanacağı konu ise uzun oyuncu problemi olarak gözüküyor. Vidmar ve Zoric takıma yeni katıldığı için erken yorum yapmaktan kaçınsam da Oğuz ve İlkan gelene kadar özellikle Euroleague maçlarında sıkıntı yaşayacağız diye düşünüyorum. Genel düşüncenin aksine takıma bir oyun kurucu daha dahil etmeye gerek olmadığını söylemek istiyorum. Zeljko takımın başındayken, Mcclaeb-Barış ikilisi varken ve paçalarından yetenek akan iki genç oyun kurucu varken bu isimlere sonuna kadar güvenmek gerektiğini söylemeliyim. Şimdi güvenip emanet etmeyeceksek, ne zaman yapacağız bunu ? Daha iyi bir fırsat olamaz. Koçun genç-yaşlı oyuncu ayrımı yapmadığını hepimiz biliyoruz nitekim artık FBÜ genci de yaşlısı da oynasa sahada belli şeyleri iyi yapabilen ve bir sistemi bir zihniyeti olan bir takım olmak zorunda. Türkiye Kupası maçlarında ilk adımları olumlu attık diyebilirim.

Ben bu yazı üzerine düşünürken FBÜ-OKC maçı oynanıyordu Fenerbahçe Ülker Arena’da. Önceden yaptığı hazırlık maçları için saçma sapan oyuncular getiren takım zihniyetinden, OKC ile oynanan hazırlık maçında 1995-1998 doğumlu genç oyuncuları sahaya sürecek kadar muazzam bir zihniyet değişimi yaşadık Zeljko ile. En basitinden bu değişimi not etmek gerektiğini düşünüyorum.  Hazır gençlerden bahsetmişken, Türkiye Kupası maçlarındaki genç oyuncu performanslarına bir değinelim derim. Rixos Cup maçlarından itibaren en fazla süre alan genç oyuncular; Kenan, Metecan, Berk, Ayberk ve diğer isimlere oranla az olsa da Ömer Faruk. Bu beş isme baktığımız zaman basketboldan az çok anlayan bir insanın bile ne kadar muazzam bir potansiyele sahip olduğumuzu göreceği aşikar. Ayberk ve Ömer Faruk’un henüz hazır olmadığını düşündüğüm için onları ayrı tutarak diğer üç oyuncunun Türkiye Kupası’ndaki performanslarını devam ettirmeleri halinde, özellikle lig maçlarında kendi beklediklerinin de üstünde süre alacaklarını düşünüyorum.


Özetle; Türkiye Kupası maçlarının bıraktığı izlenim bazı olumsuz noktalara rağmen gayet iyi gözüküyor. Takımın başında muazzam bir koç ve elindeki iyi oyunculara ek olarak çok potansiyelli gençler varken FBÜ’nün önü açık diyebilirim. Yeter ki idareciler geçen yılki gibi saçmalıklar yapmasın, her şeyi Zeljko’ya emanet etsinler.


Devamını Oku »

17 Eylül 2013 Salı

SPOR TOTO SÜPER LİG 4. HAFTA DEĞERLENDİRMESİ

1 yorum:
Öncelikle herkese merhaba. Milli Takım arasından sonra Spor Toto Süper Lig'de dolu dolu bir 4. haftayı geride bıraktık. Her ne kadar 3. hafta kadar olmasa da bol golün olduğu bir haftaydı diyebiliriz. Özellikle Beşiktaş'ın seneler sonra lige 4'te 4 başlaması haftaya damga vuran olaylardan biriydi. Bu hafta alınan toplu sonuçlar ise şöyle :

Galatasaray 1-1 Antalyaspor [Drogba / Tita]

Erciyesspor 1-0 Akhisar [Üstün]
Gaziantepspor 2-5 Rizespor [Turgut, Cenk / Ali Adnan, Sercan (2), Depetris, Binya (k.k)]
Trabzonspor 1-0 Karabükspor [Henrique]
Gençlerbirliği 1-1 Kayserispor [Tomic / Biseswar]
Sivasspor 3-2 Eskişehirspor [Utaka, Costa, Aatif / Kamara, Veysel]
Elazığspor 2-0 Konyaspor [Ahmet Görkem, Deniz]
Bursaspor 0-3 Beşiktaş [Almeida, Sivok, Escude]
Kasımpaşa 2-3 Fenerbahçe [Donk, Scarione / Caner, Webo (2)]


GALATASARAY 1-1 ANTALYASPOR


Ligin açılış maçında ilk 3 haftada istediğini alamayan Galatasaray evinde Antalyaspor'u konuk etti. Maçtan önce Sneijder ve Muslera'nın kadroda olmadığını gören herkes şaşırdı haliyle. Ancak iki futbolcunun da milli takımlardan yorgun dönmesi Galatasaray'ı büyük sıkıntıya soktu. Ayrıca Selçuk, Hamit gibi isimlerin de olmayışı Galatasaray için büyük dezavantajtı. Her şeye rağmen Galatasaray maça çok iyi başladı. Maçın hemen başında direkten dönen 2 top bu maçın Galatasaray adına kolay geçeceğinin sinyallerini gösteriyordu. Ama Antalya Tita ile hiç beklenmedik şekilde öne geçti. Burada Galatasaraylı kaleci Eray'ın tecrübesizliği ön plana çıktı ama kimse ona da kızamaz tabi ki. Yediği golden sonra daha bir atak oynayan Galatasaray Burak, Drogba ikilisi ile gol yollarında etkili olmaya çalışsa da Antalya savunmasının karşıladığı toplar ve Emre Güngör'ün savunmadaki rolü Antalyaspor'un da en büyük kozuydu. Ayrıca 11'de başlayan Emre Çolak ve Amrabat ikilisinin kötü oyunu da sıkıntı yaratıyordu. İkinci yarı daha ofansif kadroyla çıkan Galatasaray yüklenmesine rağmen kaptırdığı toplarda da kalesinde çok büyük tehlikeler atlatıyordu. En sonunda sahneye SABRİ REİZ çıktı ve Drogba'ya asisti yaptı. Her ne kadar Drogba'nın golü ofsayt olsa bile hakem golü vererek çok yanlış bi karara imza attı. Kalan dakikalarda başka gol olmayınca Galatasaray 4. maçında 3. puan kaybını yaptı. Galatasaray'ın bu oyunla lige ve Avrupa'ya hazır olmadığı çok belliydi. Antalyaspor da kadro kalitesine göre savaşmadı. Örneğin Baros hiç etkili olamadı. Uzun lafın kısası Galatasaray'da da Antalyaspor'da da kötü gidiş devam ediyor.

ERCİYESSPOR 1-0 AKHİSAR


Geçen hafta Trabzonspor karşısında çok iyi oynayan Akhisar'dan gerçekten çok farklı bir Akhisar vardı sahada. Tabi ki Erciyes'in futbolcularını da kutlamak gerek. Ama Akhisar sezonun belki de en kötü oyunlarından birini oynadı. İlk yarı oyun anlamında iki takım da birbirine üstünlük kuramasa da ikinci yarı Erciyes yeni transferleri Traore ve Yasin ile çok etkili oldu. Geçen hafta kırmızı kart gören Vleminckx'in yokluğunda oynayan Üstün de fena değildi. Oyun anlamında çok risk almadan mücadele eden Erciyes ikinci yarıda yorulan rakibini boğdu desek yanılmayız. Akhisar ise o beklediği atakları gerçekleştiremedi. Örneğin Niasse - Bruno ikilisi bu maçta o kadar etkili değildi. Kanatlardan Sertan - Kenan ikilisi de bu maçta pek fazla etkinlik gösteremediler. Erciyes Üstün ile golü bulduktan sonra da en az 2-3 tane net pozisyon daha kaçırdı. Bunun anlamı Akhisar bu sezon geriye düştüğü maçlarda oyundan kopup, pes edebilir. Bize bunu gösteriyor. Son dakikalarda Akhisar kalecisi Oğuz'un yaptığı kurtarışlar Erciyes farkını önledi. Sonuç olarak birbirine güç anlamında yakın olan takımların kapışmasında gülen -her ne kadar skora baktığınızda zor görünse de- rahat bir şekilde Erciyes oldu.

GAZİANTEPSPOR 2-5 RİZESPOR


Tartışmasız haftanın maçı diyebileceğimiz bir maçtı. Goller, penaltılar, kırmızı kart, tartışmalı pozisyonlar kısacası futbol anlamında her şeyi bize sunan bir maçı geride bıraktık. Maçtan önce Rizespor'un favori olduğunu herkes gibi ben de düşünüyordum ancak bu kadar rahat bir galibiyet beklemiyordum açıkçası. Maça daha istekli başlayan Rize golü Iraklı Bale'nin yani Ali Adnan'ın frikiğinden buldu. Tartışmasız da haftanın golüydü. Bu dakikadan sonra Antep de etkili olmaya başlayınca golü Turgut ile buldu. Gelelim kırmızı kart pozisyonuna. Evet golü atan Turgut gereksiz bir kırmızı kart gördü. Sinirlerine hakim olamayan adamın sonu budur işte. Gerçekten saçma sapan bi nedenden dolayı kırmızı kart gördü. Sinirine hakim olup oyuna devam etse belki maçı Antep bile alabilirdi. İşte yönetim böyle futbolculara gerekirse kadro dışı cezası bile vermeli. Oyuncu saha içinde ne yapması gerektiğini iyi bilecek. Şart. Kendi egosu yüzünden takımının farklı yenilmesini sağlayıp, teknik direktörünü ve arkadaşlarını bırakan adam 2-3 maç sonra yine 11'de olursa futboldaki adalet kavramının bitmek üzere olduğunu görürüz ayrıca. Kırmızı karttan sonra Antep her ne kadar bastırmaya çalışa da bu sefer devreye hakem girdi. Penaltıyla uzaktan yakından alakası olmayan pozisyonda penaltı kararı verdi. Antep her ne kadar oyunu kendi lehine doğru çekip 2-2 yapıp, hatta ve hatta 3. gol için gelirken topu direkten dönse de Rize rakibinin eksik olmasını iyi kullandı ve Antep savunmasının rezil olduğu golleri attı. Rizespor ne kadar kaliteli bir takım olduğunu gösterdi. Gaziantepspor'un işi de gerçekten çok zor. Bu yönetim anlayışı ve futbolcularla kümede kalmaları bile başarı sayılabilir. Çünkü karşımızda gerçekten çok kötü bir Gaziantepspor var.

TRABZONSPOR 1-0 KARABÜKSPOR


Herhalde son zamanlarda seyrettiğim en zevksiz, en heyecansız, en pozisyonsuz, en anlamsız maçlardan biriydi. Maçtan önce bol gol olabilir düşüncesi uyandırsa da ne Trabzonspor ne de Karabükspor gol yollarında etkiliydi. Özellikle Karabükspor Lua Lua, Ahmet İlhan, Gökhan ve İlhan Parlak gibi 4 hücum oyuncusuyla oynayıp bu oyuncularla gol pozisyonuna bile giremedi. Trabzonspor ise bitirici adam eksikliği yüzünden çok çekti. Her ne kadar orta alanda Malouda topu sürükleyip hücuma kadar ulaştırsa da o topu gol yapabilecek bir oyuncuları yok. Kanatta Olcan - Yusuf ikilisi ise üretkenlikten uzaktı. Yusuf'un bir topu direkten dönse de Olcan ve oyunun belli kısımlarında Yusuf istenen o verimliliği sağlayamadı. Örneğin bir kanat oyuncusunun yapması gereken görevlerden biri olan yan toplarda Trabzonspor hiç yoktu. Golde de oyuna sonradan giren Colman'ın katkısı ve asisti üst düzeydi. Karabükspor ise Yiğit'in kafa vuruşu dışında rakip kalede tehlikeli pozisyon bulamadı. Mesut Bakkal zamanından kalma hücum oyunu bu maçta tutmadı. Daha da bu sistemle ısrar edilirse tutamaz. Trabzonspor için 3 puan kesinlikle aldatıcı olmamalı. Gerçekten çok kötüler. İki kötü takımın maçında kaybeden yine maça bakan biz futbolseverler olduk.

GENÇLERBİRLİĞİ 1-1 KAYSERİSPOR



Ankara deplasmanına neredeyse hücum oyuncusu olmadan gelen Kayserispor için alınan bu 1 puan başarıdır kesinlikle. Bobo, Nobre, Jaja üçlüsünü Kayserispor'da olmamasına rağmen Kayserispor'un bu deplasmanda gol bulması bile başarıdır hatta. Maça iki takım da temposuz başladı. Zaten bu maçı ikinci yarı olarak değerlendirmek daha doğru olur. İkinci yarının hemen başında oyuna giren Biseswar harika bir golle Kayserispor'u öne geçirdi. Golden sonra ise Gençlerbirliği daha etkiliydi. Hücumda bir türlü Kayseri savunmasını ve kalecisini çözememesi onların en büyük handikapıydı. Kayserispor ise zaman zaman Sefa ve Cleyton ile gol yaklaşsa bile Gençlerbirliği atakları sayılmayacak kadar fazlaydı. Orta sahadan çok rahat şekilde topu kanatlara gönderen Gençlerbirliği'nde Jimmy Durmaz ve Mervan çok iyi görevler üstlendi. Nitekim çok geç olsa da Gençlerbirliği maçın son dakikasında 90+5. dakikada Tomic ile golü buldu ve 1 puanı son anda kurtardı. Maçın geneline bakıldığında zor duruma düşmediği sürece saçma sapan bi oyun oynayan Gençlerbirliği'ni de anlayabilmiş değilim. İkinci yarıda oynadığı oyunun %50'sini ikinci yarı oynasaydı rahat şekilde alırdı maçı. Kayserispor ise eksik gittiği deplasmanda 3 puanı son anda kaçırdığı için üzülse de kağıt üzerinde önemli bir 1 puan kazandılar.



SİVASSPOR 3-2 ESKİŞEHİRSPOR


İki takımın da üst düzey mücadele ettiği maçta kazanan Sivasspor oldu. Haftanın belki de oyun anlamında en iyi maçlarından biri oynandı aslında. Hem Sivasspor hem Eskişehirspor'un maça 3 puan hedefi ile çıktıkları belliydi. Nitekim atak oynayan Sivasspor golü kontra atakla yedi. Kamara'nın attığı erken gol Eskişehir'i bir bakıma rahatlattı. Ardından Sivas'ın kendine gelişi Utaka'nın golünü de beraberinde getirdi. İkinci yarıda da tempolu bir oyun bizi bekliyordu. Özellikle Sivasspor Aatif ve Utaka ile etkili olmaya çalışıyordu. Maç bu şekilde süre giderken sahneye süper bir golle Manuel Da Costa çıktı. Yaklaşık 30-35 metreden çok sert bir vuruşla topu ağlara gönderdi. Bu dakikadan sonra ise acayiplikler başladı. Eskişehirspor kullanılan köşe vuruşunda golü Veysel ile buldu. Buraya kadar hiçbir sorun yok. Sorun burdan sonra başlıyor. Hakem önce yardımcılarına bakıyor ve golü veriyor. Sonra ne olduysa birden kararını değiştirip golü iptal ediyor. Derken yardımcılarıyla 1-2 dakika daha konuştuktan sonra tekrar golü veriyor. Yani bir top hakeme 2 kez karar değiştirtebiliyor. İşin ilginci çizgi hakem olayı da hazır bu sene başlamışken bu tip yan toplarda bu kararları neden çizgi hakemleri emin bir şekilde veremiyor? Bakıyorsun adam faul var veya faul yok bile diyemiyor. Keza yardımcı hakem de. Keza bunlardan etkilenen orta hakem de. Her zaman söylediğim gibi bir pozisyonda ikilemde kalıp belirsiz bir şekilde zart zurt kararı değiştirirse daha kötü olur. Yani gerekirse yanlış karar versin. Ama kararının arkasında dursun diyorum sadece. Bir faul bir faul değil dersen sahadaki otoriteni de kaybedersin. Oyuncular da doğal olarak itiraz da eder sana karşı küfür de eder. Neyse maça dönelim. Hakem en sonunda golü verdikten sonra bu sefer de Erkan Zengin saçma sapan bir kırmızı kart gördü. Gereksiz bir karttı bu da. Nitekim Sivasspor da rakibinin 10 kişi kalmasını fırsat bilip Aatif ile golü buldu ve önemli bir 3 puan aldı. Maçtan yenilen Eskişehirsporlu futbolcular kadar hakemlerin de ders çıkarması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca sezon öncesinde tüm hakemler formda diyerek takımlara güven veren MHK da kendine çeki düzen vermeli.

ELAZIĞSPOR 2-0 KONYASPOR




Lige iyi başlangıç yapan Elazığspor'un bu sezon en güvendiği yeri şüphesiz kanatları. Maçı da belki bu şekilde kazanmayı başardılar. Maçın başında kullanılan yan toptan Ahmet ile buldukları gol hazırlanış açısından çok üst düzeyde bir goldü. Ardından Konyaspor atağından dönen topla hızlı hücumcularıyla atağa çıkarken buldukları 2. gol de maçı erken bitirdi belki de. Aslında bu gollerden sonra Konyaspor risk alıp atak oynamaya başladı. Bu gollerden sonra Elazığspor'un rakip kalede pozisyonun dahi olmayıp, Konyaspor'un çok net kaçırdığı pozisyonların olması Elazığspor'un disiplin eksikliğinden kaynaklanıyor. Öyle ki Elazığ kalecisi Zülküf belki de tek başına olası bir puan kaybını önledi. Konyaspor'un direkten dönen bir şutunu da varsayaraksak gerçekten Elazığspor zor kurtulmuş. Konyaspor ise 4 haftadır aynı sorunla boğuşuyor. Her ne kadar Gekas'ı kadrolarına katıp bitirici eksikliğini gidermeye çalışsa da tam anlamıyla bu sorunu çözebilmiş değiller. Bu ligin kadro kalitesi ve oyunu olarak da düşmeye en yakın takımı olan Konyaspor bakalım bundan sonraki haftalar ne yapacak? Elazığspor ise bu galibiyetle Fenerbahçe maçı öncesi önemli bir moral depoladı.

BURSASPOR 0-3 BEŞİKTAŞ


Eveet. Haftalardır gerçek Beşiktaş'ı Bursa maçında görücez diyenlerden biri olarak Beşiktaş'tan özür diliyorum. Evet, özür diliyorum. Tek kelimeyle şiir gibi oynayan Beşiktaş Bursa gibi zor bir deplasmandan 3 puanı 3 golle aldı. Hem de ne 3 gol. Sahada futbolun gereklerini eksiksiz biçimde yerine getiren Beşiktaş bu galibiyeti de sonuna kadar hak etti. Bursaspor ise gerçekten çok kötüydü. Batalla'nın belki de Bursaspor kariyerindeki en kötü maçlarından biriydi bu maç. Beşiktaş Batalla'yı Hutchinson ile durdurup stoperlerden de yine Batalla'ya baskı kurmalarını istedi ve maçı güle oynaya kazandı. Özellikle orta sahanın dinamosu olan Fernandes büyü topçu olduğunu gösterdi bizlere. 16 saniyede 6 adam geçerek acayip işler çıkartan Fernandes maçın adamıydı diyebiliriz belki de. Keza Olcay'ın kanat bindirmeleri de tam tipik iyi bir kanat oyuncusu olduğunu gösteriyordu. Gökhan Töre biraz daha ortaya yakın oynayınca ters kanattan Olcay görevini üst düzey şekilde yaptı. Ayrıca Beşiktaş'ın stoperlerinin ikisinin de gol atması çok önemli bir olaydır. Günümüzde artık stoperler eskisi gibi kolay gol atamıyor. Beşiktaş bunu başarabilmişse helal olsun demekten başka bir şey kalmıyor bizlere. Bursaspor'u ise maalesef konuşamıyorum. Konuşacak bir oyun oynamadılar. Hücumda da savunmada da çok büyük hatalar yaparak maçı farklı şekilde kaybettiler. Daum'un alışma evresi gerçekten uzun sürecekmiş gibi geliyor. Sonuç olarak Beşiktaş bu maçı da alarak hem 10 sene sonra lige 4'te 4 yaparak başladı hem de derbi öncesi ciddi bir güven kaynağı ve motivasyon sağladı kendine. Ve geride kalan 4 haftada ligin en formda ve en iyi top oynayan takımı da tartışmasız Beşiktaş'tır.


KASIMPAŞA 2-3 FENERBAHÇE


Haftanın kapanış maçı gerçekten güzeldi diyebiliriz. Maçtan önce Fenerbahçe teknik direktörü Ersun Yanal yine her zaman olduğu gibi koşmayan Sow (!) kadroya alınmamıştı. Kadro Sivas maçının aynısıydı ve kazanan kadro bozulmamıştı. Kasımpaşa cephesine baktığımızda oldukça hücum anlayışı yüksek bir kadro ile sahaya çıkmıştı. Hem Scarione hem Malki hem Babel hem Viudez gibi etkili hücum silahları vardı. Fenerbahçe maça iyi başlasa da Kasımpaşa golü stoperi Donk ile buldu. Fenerbahçe'nin yediği ilk golde özellikle savunma paylaşımı ve Volkan'ın hataları göze çarpıyordu. Donk'a kadar ulaşan topa savunmada kimsenin müdahele edemeyişi ve Volkan'ın şutta yere bile zar zor yatması Fenerbahçe'nin golü yemesine sebep oldu. Golden sonra Kasımpaşa kontra ataklarla Fenerbahçe ise daha düzenli şekilde paslarla yüklenmeye çalışıyordu. Sonunda duran toptan da olsa Fenerbahçe golü yeni sol beki Caner ile buldu. Çok şık bir frikik golüne imza attı. Devre böyle bitecek derken yine Fenerbahçe savunması sahneye çıktı ve Scarione'ye "Al kardeş golü at." dercesine pozisyon verip gerçekten de golü attırdı. Egemen'in yerinde olmayışı ve o görevi Gökhan'ın üstlenmeye çalışıp yapamadığı bir pozisyonda golü yemek gayet doğal. Sormamız gereken soru basit aslında. Egemen neden yerinde yok? Bu sorunun cevabını bulamadan ikinci yarı başladı. Bu sefer daha etkili oynayan Kasımpaşa gerek Alves gerekse Volkan'ın iyi oyunuyla 3. golü bulamadı. Ardından Ersun Yanal'ın sahada olmayan Holmen'in yerine Alper'i alması maçın kaderini değiştirdi. Fenerbahçe ise ikinci yarıda bir geldi pir geldi denilebilecek bir gol attı. Solda yine Caner'in ortasında Webo'nun kafası beraberliği getirmişti. Bu dakikadan sonra da Şota'nın yanlış oyuncu değişikliklerine gitmesi maçı Fenerbahçe'ye hediye etmesine yol açtı. Maçın son anlarında savunmanın yaptığı hatayı affetmeyen Webo Fenerbahçe'ye çok önemli bir 3 puan getirdi. Fenerbahçe'de sezon başından beri yaratıcı oyuncu eksikliği sıkıntısı bu maçta da sürdü. Holmen'in sahada kaybolması ve hücumculara istenen topun gelmemesi Fenerbahçe için büyük sıkıntı olacak gibi duruyor. Kasımpaşa ise bu şekilde devam etmeli. Mutlaka bu oyunun karşılığını alacaklardır.

Spor Toto Süper Lig'de 4. haftayı da iyisiyle kötüsüyle verilen golü iptal edip sonra tekrar o golü vermesiyle, kırmızı kartıyla, penaltısıyla bu şekilde geçirdik. Bu haftanın en'lerine gelecek olursak ;


Haftanın En Güzel Golü : Manuel Da Costa - Sivasspor

Haftanın En İyisi : Beşiktaş'ın oyunu ve Sercan Kaya
Haftanın En Kötüsü : Sivas - Eskişehir maçının hakemi Kuddusi Müftüoğlu
Haftanın En İyi Takımı : Beşiktaş

Şimdi de Spor Toto Süper Lig'inin 4. hafta puan durumuna ve 5. hafta hangi maçların oynanacağına göz atalım.




5. Hafta Programı


Karabükspor - Erciyesspor

Akhisar - Gaziantepspor
Konyaspor - Gençlerbirliği
Sivasspor - Kasımpaşa
Fenerbahçe - Elazığspor
Eskişehirspor - Antalyaspor
Rizespor - Bursaspor
Beşiktaş - Galatasaray
Kayserispor - Trabzonspor
Devamını Oku »