11 Kasım 2013 Pazartesi

İstikrar Kalıcıdır, İstikrar Alışkanlıktır

2 yorum:
Bir yazıyla daha herkese merhaba. Malum, akşam Türkiye'nin hatta belki de birçok otoriteye göre Dünya'nın sayılı derbilerinden biri oynandı. Bir tarafta lige çok iyi başlamış ve ligin en formda takımı Fenerbahçe, bir yanda da teknik direktör değişikliği ile toparlanmaya çalışan yaralı Galatasaray karşı karşıya geldi. 


 Aslında bu derbi buruk bir derbiydi, hüzünlü bir derbiydi. 10 Kasım'dı. Atamızın ebediyete uğurlandığı gündü. Buna uygun bir derbi temenni ettik ve maçtan sonra Gökhan Gönül'ün de söylediği gibi gerçekten 10 Kasım'a yakışır, son derece saygı çerçevesinde geçen bir derbi oldu diyebiliriz. Bir kez de buradan Atamızı anmış olalım. Atam ölmedi, kalplerimizde yaşıyor. 


 Maça geldiğimizde ise maç öncesinde Mancini'nin hafta içinde anjiyo geçiren Ersun Yanal'ın yanına gelip "Geçmiş olsun." demesi ve Ersun Yanal'ın da yine o samimiyetle Mancini'ye "Teşekkürler." demesi de maçın en güzel anlarından biriydi. Tam da dostluk havasında başlamıştı maç. Nihayet, yıllar sonra o gerginliklerden sonra nihayet.


İki takım için de bu maçın önemi büyüktü. Sonuçta Galatasaray bu maçı kaybederse liderle arasındaki puan farkı 9'a çıkacak ve en azından ilk yarı itibariyle işi çok çok zor olacaktı. Fenerbahçe de bu maçı kazanıp hem altındaki takımlarla puan farkını açmak, hem de Galatasaray'a karşı psikolojik üstünlüğünü devam ettirmek istiyordu. Aslında bu çok da iyi bir şey değil. En azından psikolojik olarak. Sonuçta ortada 14 yıldır Kadıköy'de Galatasaray'a yenilmeyen bir Fenerbahçe var. Baskı anlamında deplasman ekibi Galatasaray'dan bile daha baskı vardı üstünde Fenerbahçe'nin. Futbolcuların kafasında "Ya yenilirsek." düşüncesi bile olabilirdi belki. Galatasaray da sahaya sıkıntılı ve düşünceli bir şekilde çıktı. Neticede 11'in değişilmez iki ismi Muslera ve Sneijder derbide yoktu. Bu da maç öncesinde Galatasaray açısından büyük handikap olarak nitelendirildi.


Maça iki takım da tutuk başladı. Hem Fenerbahçe hem Galatasaray fazla hücuma çıkmayarak, risk almayarak ve topu ayakta tutup pas yapmak isteyerek başladı maça. Bu istek Fenerbahçe açısından resmiyete döküldü. İlk 15 dakika Fenerbahçe rakip kalede baskı kuramasa da sürekli pas oyunu yaptı. Bu pas oyunlarını yaparken zaman zaman yaptıkları ataklar Galatasaray'ın tehlikeli pozisyonlar bulmasına neden oldu. Örneğin Bruma hızını da kullanarak bunu değerlendirmek istedi ama bir türlü olmadı. Drogba ve Burak hücumda pres konusunda sıkıntılıydı.


Maç esnasında Mancini'nin kurduğu kadro Galatasaray'ın amaçlarını karşılıyordu. Galatasaray kesinlikle buraya galibiyet için gelmemişti. Bu apaçık belliydi. Örneğin Galatasaray Fenerbahçe'nin topla daha fazla oynamasına izin veriyordu ama Fenerbahçe ataklarını da savuşturmayı çok iyi biliyorlardı. Örneğin maça Ceyhun ile başlamaları gole kadar Galatasaray için bir avantajtı. Fenerbahçe'nin ise bunun tersine oyunu açabilecek, 10 numara, ileri dönük oynayabilen adama ihtiyacı vardı. Normalde Fenerbahçe'de kağıt üstünde Cristian da bu özelliklere sahip. Ama kağıt üstünde. Alper sadece bu saydıklarımızı sahada uygulayabiliyordu ki o da bu maçta cezalıydı. Bunun eksikliğini epey hissetti Fenerbahçe. Maç böyle devam ederken Galatasaray'lı Chedjou yerdeki topu eliyle uzaklaştırdı ve hakem tereddütsüz penaltı kararı verdi. Doğru karar veren hakemi bu pozisyon için kutlamak gerek. Penaltıyı kullanmaya da son zamanlarda çok formsuz, oynamayı bile istemeyen bir Emre gitti. Bu penaltı ayrıca Eray'ı görmenin de bir fırsatıydı aslında. Her ne kadar Emre golü atıp Fenerbahçe'yi öne geçirse de Eray atlayabileceği en iyi köşeye atladı. Anlayacağınız Eray bu penaltıda kurtarabilecek her şeyi yaptı ama Emre de yılların tecrübesiyle golü yazdı.


Fenerbahçe'nin golünden sonra biraz daha hücum düşünmeye çalışan bir Galatasaray vardı karşımızda. Aslında gayet doğal. Ama bu hücum varyasyonları gerçekten kısıtlı. Örneğin Galatasaray da tıpkı Fenerbahçe gibi oyun kurucu ismin yani Sneijder'in yokluğunu çok hissetti. Bu yüzden de kanatlara yöneldiler. Kanatlarda oynayan Bruma'nın hızlı ama bir o kadar da tecrübesiz oluşu, Burak'ın kanatta oynamaya alışkın olmaması, bu ikisinin sonucunda Drogba'ya top gelmemesi Galatasaray ataklarını pasif kılıyordu. Fenerbahçe ise yine aynı pas oyununa devam ediyordu. Hücumda yine fazla bir atak bulamadı sarı lacivertli ekip. Daha kontrollü oynadı. Galatasaray ilk yarının son dakikalarda 1-2 dakika iyi geldiyse de Fenerbahçe ilk yarıyı 1-0 önde kapatmayı başardı.



 İkinci yarıya Fenerbahçe belki de bir ilki gerçekleştirerek girecekti. Kuyt mecburen sakatlanıp oyundan çıkarken yerine Emenike oyuna girdi. Fenerbahçe ligin başından beri bir maçta hiçbir zaman Sow - Webo - Emenike 3'lüsünü izlemememişti. Tabi Ersun Yanal'ın bazı maçlarda Kuyt - Sow - Webo - Emenike 4'ünü birden oynattığı maçları saymazsak. Çok ilginç olacaktı. Ve nitekim bu üçlünün öyle aman aman bir etki gösterdiğini de söyleyemedik ikinci yarı. İkinci yarıda Fenerbahçe ve Galatasaray yine aynı tür oyunları sergilerken Fenerbahçe savunmasında Bruno Alves ve Egemen adeta yıldızlaştı. Kademe hatası yapmadan, yerinde müdahaleler ile Galatasaray'ı kaleye bile yakınlaştırmadılar. Bunun dışında bana göre futbolda olmazsa olmaz denilebilecek bir mevki olan ön liberoda oynayan Mehmet Topal da görevini eksiksiz bir şekilde yerine getirdi. Zaman zaman duran toplarda Egemen ve Alves ileri gittikten sonra geride kalması, yine zaman zaman Alves ve Egemen gelen hücumda yetersiz kaldığı için o iki stoperin arasında girip topu kazanması ve hücuma sürpriz çıkışlar yapmasıyla Fenerbahçe'nin en önemli oyuncusu haline geldi bence Mehmet Topal. Onun ve savunmanın hakkını da teslime etmek lazım. Galatasaray ise bunun tersine orta sahada çok dağınık oynadı. Melo'nun kademe hatalarının zaman zaman da olsa gecikmesi, Selçuk'un bırakın eski Selçuk'u sahada olup olmadığının bile belli olmaması bu dakikalarda oyun üstünlüğünü Fenerbahçe'ye geçmesini sağladı.


 Maç yine bu şekilde giderken Fenerbahçe vitesi biraz daha arttırdı. Üst üste sağlı sollu pozisyonlar bulmaya başlamışken birden Webo'nun o akıl almaz savunmanın arkasına koşuşu ve topu içeri çevirip Cristian'ın topu boş kaleye ağlarla buluşturması Fenerbahçe'nin çok daha rahatlamasını sağlıyordu. Fenerbahçe bu golle bir nevi maçı kazandım dedi bile diyebiliriz. 2. golden sonra Mancini iyice risk alıp oyuna Umut ve Engin gibi isimleri aldı. Bu dakikalarda Bruma'nın etkisi oluşu neticesinde Burak - Drogba - Umut 3'lüsü oluştu ileride Galatasaray'da. Bu 3'lünün de bir farkı yoktu aslında. Engin de biraz daha savunma oynayan Ceyhun'un yerine girmesi Mancini'nin gol üzerine gittiğini gösteriyordu. Ama bu golü bulabilmek öyle kolay değildi. Fenerbahçe yukarıdaki paragraflarda da bahsettiğim gibi savunmasıyla, bekiyle, orta alan oyuncularıyla, hücumuyla ve hatta kalecisiyle tam bir takım kimliğine bürünmüştü. Kısaca Fenerbahçe gerçekten oynuyordu.


 Maçın son dakikalarında iki takım da maçın skorunu bilerek oynuyordu. Fenerbahçe bir nevi hücumu bırakmış, galibiyeti kutluyorlardı. Galatasaray ise "1 gol, 1 goldür." mantığıyla gol aramaya çalışıyordu ki o fırsatı yakalamayı başardılar. Penaltı kazandılar. Penaltı kararının %100 doğru olduğu kanaatindeyim. Ama beni bu noktada sinirlendiğim olay hakemin kararı yaklaşık 15 saniye düşündükten vermesi. Bunu daha önceki yazılarımda da dile getirmiştim. Bir hakemin o pozisyonu yanlış yorumlaması bile 15 saniye düşünmesinden ya da belirsizlikten bana göre çok daha iyidir. Karar verememek demek o an maçın içinde olmadığının göstergesidir. O yüzden net bir karar verememiştir. Ama biz yine de saygı duymak zorundayız. Yapacak bir şey yok. Gelelim penaltıya. Koskoca Galatasaray'da penaltı atacak adam belliyken gidip topun başına Melo'nun geçmesi ise komik bir şeydir. Selçuk İnan gibi bir duran top ustası varken, hadi olması Drogba varken neden bu Melo ısrarı ? Nitekim Melo çok yavaş bir vuruş yaptı. Volkan da penaltıyı kurtarmayı başardı. Melo'nun geçen sezon Cluj maçında kullandığı penaltıdan sonra bir daha penaltı kullanamaz herhalde düşünceleri de böylece boşa çıkmış oldu.


Ve Fenerbahçe bir derbiyi daha kazandı. Bu maçın kazanan açısından önemi cidden büyüktü. Ve 14 yıllık seri bozulmayarak 15 seneye çıktı. Fenerbahçe bu maçı hiç zorlanmadan hatta tabir-i caizse elini kolunu sallaya sallaya kazandı. Galatasaray yöneticilerinden Şükrü Ergün'ün açıklamaları da boş yapılmış kelimeler bütünü olduğu ortaya çıktı. Evet, belki kabul edilmeyebilir ama psikolojik üstünlük kavramı olduğunu düşünmüyorum. Üstünlük bir yere kadar. Fenerbahçe evinde en son Galatasaray'da 1999 yılında kaybetmiş. Bu geçen 14 yıllık zaman diliminde her maçın şans olmadığı belli. Demek ki bunun tek açıklaması istikrardır. Ve istikrar da kalıcı bir şeydir. Şans gibi değildir. İstikrar, alışkanlıktır.


Ayrıca maçtan sonra da sözde kendilerine spor programıyız diyen programların da artık yavaş yavaş insanların, futbolcuların kişilik değerlerine saygı politikasını çiğnediklerini düşünüyorum. İsim vermeden, bir televizyon kanalının bir spor programının bir sözde spor yorumcusu Fenerbahçeli futbolcu Cristian hakkında ağza alınmayacak şeyler söylemiştir. Yok adam değilmiş bilmem neymiş falan. Bir insanın değerlerine laf söylemek, kişilikleri hakkında konuşmak kimsenin hakkı değildir. Burada olay Fenerbahçeli futbolcu, Galatasaraylı futbolcu, Beşiktaşlı futbolcu falan değil. Burada olay işini yapan kimseye böyle ağır ithamlarda bulunamama olayıdır. Kişi önce kendine bakıp, karşıdakine lafı öyle söylemelidir deyip bu konuyu da burada kapatıyorum.

Ayrıca birçok Fenerbahçelinin kendisini örnek aldığı, adeta onu bir savaş komutanı kendilerini de o savaşa gidecek askerler olarak düşünüp, basketbol sevmeyen adamı bile basketbolu Fenerbahçe sayesinde sevindiren, Euroleague'de Fenerbahçe Ülker ile grubunda 4'te 4 yaparak namağlup şekilde yoluna devam eden ve bu süreçte Avrupa'nın devleri CSKA Moskova'yı, Barcelona'yı deviren Zeljko Obradovic'in bu derbiye gelip maçı izlemesi de ayrı bir güzel görüntüydü diyebiliriz.


Uzun lafın kısası Fenerbahçe her zaman olduğu gibi Kadıköy'de derbiyi kazanmayı başardı. Tam da 10 Kasım'a yakışır, son derece saygı ve sevgi içerisinde gerçekleşen, olayın çıkmadığı güzel bir derbi izledik. Nice böyle güzel derbiler izleyebiliriz umarım ilerleyen yıllarda. Yazıma son verirken dediğim gibi bu galibiyetin tek bir anlamı ve çıkarılacak sonucu var : 

İstikrar Kalıcıdır, İstikrar Alışkanlıktır 
Devamını Oku »

4 Kasım 2013 Pazartesi

Bundesliga'da 11.Hafta

Hiç yorum yok:
Bundesliga’da 11.hafta geride kaldı. İşte haftanın panoraması;  



Borussia Dortmund 6-1 VfB Stuttgart
 
Haftanın açılış maçında Dortmund, Signal Iduna Park’ta Stuttgart’ı ağırladı. Maça istediği gibi başlayamayan Dortmund, golü erken yedi. Korner vuruşunda topa iyi yükselen ve düzgün bir vuruş yapan Haggui, 12. Dakikada Stuttgart’ı deplasmanda 1-0 öne geçirdi. Ardından oyunun kontrolünü eline alan ve maç sonuna kadar bırakmayan Borussia, rakibinin kalesine yarım düzine gol bıraktı. Maçın yıldızı, sezon sonu kulüpten ayrılması beklenen Robert Lewandowski oldu. Polonyalı golcü, Stuttgart karşısında hat-trick yaparak Bundesliga’daki gol sayısını 9’a çıkardı. Dortmund kulübü için işler yolunda gidiyor.. Hafta arasında Jürgen Klopp’un sözleşmesi 2018 yılına kadar uzatıldı. Ayrıca sportif direktör Michael Zorc’un da sözleşmesinin uzatılacağı açıklandı. Bu anlaşmadan sonra Klopp’un ilk hedefi ise Nuri Şahin’i tekrar bonservisini alarak kulübe kazandırmak. 



1899 Hoffenheim 1-2 FC Bayern München
Gündüz kuşağının en zevkli geçmesine aday olan maç, beklentilerin altında kaldı. Teknik direktör Guardiola, haftaiçi oynanacak Plzen maçı öncesi Robben, Kroos gibi isimleri dinlendirdi. Maça Hoffenheim iyi başladı, önemli pozisyonlar yakaladı. Maçta dakikalar 34’ü gösterirken korner vuruşundan gelen topu elinden kaçıran Neuer’i, 95 doğumlu Niklas Süle affetmedi ve takımını 1-0 öne geçirdi. Sahada eski dominantlığının uzağında olan Bayern, Hoffenheim defansının yardımlarıyla galip gelmeyi başardı. Gol krallığı adaylarından Mandzukic ise 1 gol atıp gol sayısını 8’e çıkararak Lewandowski’yi takip etti. Bu sezon başından beri parmak ısırtan bir oyun ortaya Hoffenheim’ın özel üçlüsü Firmino – Modeste – Volland üçlüsü sahada çok sönük kaldı. Hoffenheim’ın hücum hattı için söylenebilecek fazla bir şey yok, çok efektif oyunculara sahipler. Ancak işin defans konusuna gelirsek bir o kadar kötüler. Markus Gisdol bu probleme çözüm bulamadığı sürece ‘böyle gelmiş böyle gider’ meselesine dönebilir.





Eintracht Braunschweig 1-0 Bayer Leverkusen
Uzun yıllar sonra Bundesliga I’e yeniden dönen Eintracht Braunschweig, Bundesliga I’deki ilk galibiyetini tam 10.353 gün sonra Wolfsburg’u deplasmanda 2-0 yenerek almıştı. İkinci galibiyet ise Kumbela’nın 81. Dakikada attığı golle Leverkusen karşısında alındı. Maç öncesi kadrolar elime geldiğinde şaşırdım. Sami Hyypia, Bender, Kiessling ve Sam’i yedek kulübesinde başlatıyordu maça. Braunschweig maçında rotasyon beklenmiyordu ama Hyypia yaptı. Aslında beklentileri bir tarafa koyarsak, yapılabilecek en doğru maçta yapıldı rotasyon. Ancak Braunschweig olumlu ve güzel oyunu hesaba katılmamıştı. Leverkusen bu haftaiçi Şampiyonlar Lig’inde ilk karşılaşmada 4-0 yendiği Shakhtar Donetsk’e, bu sefer deplasmanda konuk olacak.





Hertha Berlin 0-2 Schalke 04
Haftasonu Ruhr derbisini kaybeden Schalke 04, başkent deplasmanına gitti. İlk dakikalar iki ekibin karşılıklı atakları ile geçti. Draxler ilk 25 dakikada Schalke 04’ün en iyisiydi. Golde geç gelmedi, dakikalar 28 olduğunda sahneye Adam Szalai çıktı. Huntelaar’ın yokluğunda gol yükünü çeken Szalai bu sezon Schalke adına oynadığı 18. Maçta 7.golünü kaydetti. Ruhr derbisinde Dortmund’a 1 gol atan ve bu sezon yavaş yavaş düzenli oynamaya başlayan 95 doğumlu Max Meyer bu maçta da etkili oldu. Genç Alman’ın, sol ayağının üstü ile ters köşeye bıraktığı top üst direkten geri geldi. Yan toplarda etkili olan Berlin, Ramos’un etkili kafa vuruşlarından sonuç alamadı.  90. Dakikada son sözlü Draxler söyledi ve Schalke, Berlin deplasmanından galibiyetle döndü. Başkent ekibi ne kadar etkili olmak istese de Schalke defansı buna pek izin vermedi. Kaleci Hildebrand’ın bu sezon en iyi maçını çıkarttığını not olarak düşelim.



                                 















Bundesliga’da oynanan diğer karşılaşmalar;
Ligin galibiyet alamayan iki takımı Nürnberg ile Freiburg karşı karşıya geldi. Geçen sezon çok önemli oyuncularını kaybeden Freiburg bu sezonki ilk galibiyetini aldı. Christian Streich’in takımı, Nürnberg’i Felix Klaus, Darida ve Mehmedi’nin golleri ile 3-0 yendi. Bu sezon başında Viktoria Plzen’den transfer edlien Vladimir Darida, Freiburg formasıyla ilk golünü attı.
Hamburger SV evinde M’Gladbach’ı konuk etti. Hamburg defansının yaptığı 2 önemli hatayı da affetmeyen Favre’nin öğrencileri, Hamburg’u 2-0 yenerek ilk deplasman galibiyetini aldı. Maçta 2 gol atan Max Kruse maçın yıldızı oldu. Bert van Marwijk’in Hamburg adına yapacağı en iyi iş savunma düzenini tekrar gözden geçirip kurması olacaktır. Yoksa Hamburg’un bu savunma hattıyla işi çok zor.
İnişli çıkışlı performansıyla izleyenleri şaşırtmayan Wolfsburg, Frankfurt deplasmanında güldü. Wolfsburg 2. Dakikada Bamba Anderson’un kendi kalesine attığı golle öne geçmesine rağmen , Frankfurt’un yıldızı Meier 35. Dakikada attığı golle takımları soyunma odasına beraberlikle götürdü. İkinci yarıda maçı kazanmak adına daha çok efor sarfeden Wolfsburg, Maximilian Arnold’un golü ile galip geldi.
Bundesliga’da son 5 haftadır galip gelemeyen Augsburg, evinde Okazaki’nin ekstra performansıyla Mainz 05’i 2-1 yendi. Maça iyi başlayan ev sahibi, 26.dakikada Hahn’nın attığı golle 1-0 öne geçti. Golden sonra iki takımda tempoyu düşürdü, oyun rölantiye alındı ve Augsburg ilk yarıyı önde kapadı. İkinci yarıya hızlı başlayan Augsburg, çok iyi organize olarak çıktığı kontra-atakta Werner’in attığı ara pasa iyi koşu yapan Hahn kendisinin ve takımının 2.golünü atarak farkı ikiye çıkardı. Mainz adına ise Maxim Choupo Moting’in attığı 1 gol yetmedi, Tuchel ve takımı Augsburg deplasmanından eli boş döndü.
Haftanın kapanış karşılaşması Werder Bremen ve Hannover 96’yı karşı karşıya getirdi. Hannover maça çok önemli oyuncularından yoksun çıktı. Geçen hafta Hoffenheim ile oynanan maçta kırmızı kart gören stoper Marcelo, forvet Diouf’a ve, sakat olan Ya Konan’da eklenince, Hannover hücumda üretkenlik gösteremedi. Maç boyunca gidip gelen karşılaşmada son dakikalara girilirken Garcia’nın golü ile ev sahibi maçı 3-2 kazandı. Bu galibiyet, gelecek hafta Schalke 04 deplasmanına gidecek Bremen’e moral oldu.



Bundesliga’nın 11.haftasında öne çıkan bilgiler
- Ligde oynadığı son 36 maçı kaybetmeyen Bayern Münih, Hamburg’un 30 yıllık rekoruna ortak oldu.
- Thomas Schneider, Stuttgart başında ilk mağlubiyetini aldı.
- Borussia Dortmund, evinde oynadığı 6 maçıda kazandı.
- Borussia Mönchengladbach, bu sezonki ilk deplasman galibiyetini Hamburg’u 2-0 geçerek elde etti.
- Freiburg bu sezon ilk galibiyetini Nürnberg karşısında aldı.
- Eintracht Braunschweig, 1985 yılından sonra Bundesliga I’de ilk iç saha galibiyetini Leverkusen’i 1-0 yenerek aldı.
- Hannover 96 bu sezon çıktığı 5.deplasmanda ilk golünü Werder Bremen karşısında buldu.
- Schalke 04’ün yıldızı Julian Draxler bu sezon ilk lig golünü Hertha Berlin deplasmanında buldu.

Bundesliga’nın 11.haftasının ‘enleri’
- En çok mesafe kat eden futbolcu Christoph Kramer(Gladbach) 13.5 km
- En çok sprint atan futbolcu Ivica Olic(Wolfsburg) 41
- En çok şut atan futbolcu Andre Hahn(Augsburg) 9
- En çok isabetli pas veren futbolcu Jerome Boateng(Bayern) 78

- En çok mesafe kat eden takım Augsburg 126.7 km
- En çok sprint atan takım Stuttgart 227
- En çok şut çeken takım Nürnberg 20
- En çok isabetli pas yüzdesi yakalayan takım Bayern Münih %86.5

Bir önemli not: Bundesliga’nın 11.haftasında 10 takım 120 km ve üstü mesafe kat etti. Takımlar: Augsburg, Freiburg, Mainz, Schalke, Hertha Berlin, Nürnberg, Borussia Dortmund, Borussia Mönchengladbach, Hoffenheim, Hamburg

Haftanın 11’i: Baumann, Ochs, Höhn, Sokratis, Rodriguez, Hahn, Sahin, Gustavo, Ribery, Kruse, Lewandowski

11.hafta sonunda oluşan puan durumu



Devamını Oku »

29 Ekim 2013 Salı

Adrien Rabiot

Hiç yorum yok:
Uefa tarafından Dünya'nın en yetenekli 10 genç futbolcu arasında gösterilen Adrien Rabiot, Psg altyapısından çıkan bir yetenek, biz de bu yeteneği sizler için tanıttık...


Rabiot kimdir?
3 nisan 1995 tarihinde Saint-Maurice (Paris)'de dünyaya gelen Rabiot 6 yaşındayken futbola Creteil kulübünde başlar. Orada oldukça başarılı olan Rabiot 2008'de İngiliz devi Manchester City'ye transfer olur, ama orada işler yolunda gitmez. 6 ay aradan sonra Fransa'ya tekrar döner, FC Pau kulübüne transfer olur. Genç yetenek Pau'da da fazla durmaz, 2009'da Toulouse'daki Castelmaurou futbol eğitim merkezine seçilir. Orada Psg'li gözlemcilerin dikkatini çeken Rabiot 15 yaşındayken Psg'ye transfer olur. Genç takımlarda boy gösterir ve birçok şampiyonluk yaşar.

A takıma geçisi:
Mart 2012 tarihinde Psg'nin teknik direktörü Carlo Ancelotti, A2 takımı antrenöründen takıma birkaç genç oyuncu göndermesini ister. O oyuncular arasında Adrien Rabiot da yer alır ve henüz 16 yaşındayken A takımla antrenmanlara çıkmaya başlar. Antrenmanlarda Ancelotti'nin beğenisini toplayan Rabiot 22 Nisan 2012'de Sochaux'ya karşı ilk profesyonel maçına çıkar. İlk profesyonel sözleşmesini temmuz 2012'de imzalayan Rabiot, ilk Avrupa maçına 6 Kasım 2012'de Dinamo Zagreb'e karşı çıkar.
2012-13 sezonu devre arası daha fazla forma şansı bulması için Toulouse'a kiralanan genç yıldız, ilk golünü 9 mart 2013 tarihinde Brest'e atar.
2013-14 sezonuna ise Psg forması altında başladı ve ilk golünü atmakta gecikmedi. Ligin 3. haftasında Guimguamp filelerini havalandırdı. Genç yıldız şuan ilk 11'de yer bulabiliyor ve takımı adına önemli katkılarda bulunuyor.


Fransa'nın Salih Uçan'ı
Oyun stili, oynadıkları mevkii, boy, yüksek oyun zekası, yaş ve saç stilinin nerdeyse aynı olması, benim Rabiot hakkında "Fransa'nın Salih'i" dememin en büyük nedenlerinden. Üstelik her iki futbolcu da gelecekte büyük yıldız olma yeteneğine sahip. Rabiot ve Salih arasındaki tek fark bana göre altyapı farkıdır. Bu kendini şimdiden belli ediyor. Zira fizik gücüne baktığımızda, Rabiot'nun daha üstün olduğunu görebiliyoruz. Tempo farkı da var. Salih temposuz demiyorum ama Rabiot ile kıyasladığımızda Rabiot'nun daha tempolu olduğu bir gerçek. Burada Salih ve Rabiot'yu da kıyaslamış olduk ama Salih örneği sadece Rabiot'yu size daha iyi anlatmak içindi. İkisi de büyük yetenek, ilerde çok iyi işler yapacaklarından hiç süphem yok.

Adrien Rabiot | Skills

Devamını Oku »

SPOR TOTO SÜPER LİG 9. HAFTA DEĞERLENDİRMESİ

2 yorum:
Futbolu futbol gibi konuştuğumuz ve şu ana kadar 2013-2014 sezonunda en çok golün atıldığı hafta olarak tarihe geçen 9. haftayı değerlendirmeye çalışacağım. Gerçekten çok zevkli ve güzel maçlar oldu bu hafta. Önce bu hafta alınan toplu sonuçları söyleyelim : 

Fenerbahçe 3-1 Gaziantepspor [Emenike (2), Sow / Strinic]
Sivasspor 2-0 Kayseri Erciyesspor [Aatif (2)]
Karabükspor 1-1 Antalyaspor [Lua Lua / Uğur Uçar (k.k)]
Akhisar 3-3 Beşiktaş [Bruno (2), Bilal / Olcay, Oğuzhan, Almeida]
Elazığspor 1-2 Gençlerbirliği [Onur / Sedat, Stancu]
Eskişehirspor 4-1 Çaykur Rizespor [Jorquera, Erman, Erkan, N'Diaye / Kweuke]
Torku Konyaspor 0-1 Bursaspor [Ferhat]
Kayserispor 2-4 Galatasaray [Mouche, Jaja / Sneijder, Chedjou, Burak, Drogba]
Kasımpaşa 3-2 Trabzonspor [Kerem, Adem, Scarione / Henrique, Olcan]

FENERBAHÇE 3-1 GAZİANTEPSPOR



Haftanın açılış maçında Fenerbahçe evinde ligin son haftalarının formda takımı Gaziantepspor'u ağırladı. Fenerbahçe'nin zirve yarışında avantajını ve iddiasını sürdürebilmesi için mutlak kazanmak zorunda olduğu bir maçtı. Maç öncesinde Ersun Yanal önemli bir değişikliğe giderek hücum hattını Sow - Emenike - Kuyt 3'lüsü ile oluşturdu. Şu ana kadar neredeyse tüm maçlarda oynamış olan Webo yedek kulübesindeydi. Bunun dışında orta alanda da Topal - Cristian - Alper 3'lüsü görev alıyordu ki gerek Emre'nin gerekse de Meireles'in sakatlıkları bu değişkliğin mecburi sebebiydi. Fenerbahçe maça beklenen de hızlı bir giriş yaptı. Özellikle Alper'in topu alıp dikine oynayabilmesi, Caner gibi bir bekle başlanması, ilerideki hücum 3'lüsünün çok formda oluşu gibi etkenler Fenerbahçe için büyük avantajtı. Gaziantepspor ise elindeki mütevazi kadrosuyla bir sürpriz peşindeydi ama ilk yarı Fenerbahçe resmen top çevirmedi Antep'e. Nitekim ilk yarıda da Sow ve Emenike ile de 2 güzel gol bulup devre arasına çok rahat gittiler. İkinci yarı ise Fenerbahçe anlamlandıramadığım bir şekilde rölanti oynadı. Ama aşırı rölanti. Antep de bu dakikalarda 1 tane atayım düşüncesi ile bastırdı. Nitekim gol atana kadar da 2 net pozisyon harcadılar. Ardından Fenerbahçe savunmasının hazırsız yakalandığı bir anda golü buldular. Tam da Fenerbahçe için zor dakikalar başlayacakken devreye oyuna sonradan giren Salih girdi. Oyuna girmesi geciken Salih Emenike'nin 2. golünde asist yaparak takımını 3-1 öne geçirdi ve maçı da Fenerbahçe'ye kazandırdı bir anlamda. Gaziantepspor ise elindeki yetersiz ve alternatifsiz kadrosunun cezasını bu tip maçlarda kaybederek ödedi ve daha da ödeyecek gibi. Sonuç olarak üst sıraları ve liderliği bırakmamak adına Fenerbahçe önemli bir 3 puan alırken Antep ise alt sıralardan kurtulmak için çıktığı mücadeleden kötü oyunla ve puansız bir şekilde ayrıldı.

SİVASSPOR 2-0 KAYSERİ ERCİYESSPOR



Belki de bu haftanın en ilginç maçlarından birine sahne olduk. Roberto Carlos yönetimindeki Sivasspor şiir gibi bir oyunla Kayseri Erciyesspor'u yendi. Ama ne yenmek. Gerçekten son haftaların en formda takımı diyebiliriz Sivasspor için. Maç öncesinde birçok otorite maçı Sivasspor'un kazanacağını düşünüyordu. Maç Sivasspor'un etkili ve hücumcu oyunu ve Erciyes'in de korkak ve pasif futbolu ile başladı. Özellikle Sivasspor ataklarında yeni transfer Djebbour'un da yavaş yavaş katkı vermesi Sivasspor adına önemli. Gelişen ataklarda Aatif, Cicinho ve Djebbour üçlüsü büyük rol oynuyordu Sivasspor'da. Özellikle Roberto Carlos'un futbolculuk yaptığı dönemde Real Madrid'ten arkadaşı sağ bek Cicinho'nun bir sağ kanatvari oynaması, neredeyse her maç asistinin bulunması ve hücumu seven bir bek olması Sivasspor'un oyununa büyük katkı sağlıyor. 10 numara pozisyonunda oynayan Aaatif da ataklarda etkin bir rol oynuyor. Önceliğinin gol atmak olmadığını da söyleyen Aatif önemli olan skora katkıda bulunabilmek ve takımımın bir parçası olabilmek demişti. Haklı da. İlk yarı Erciyes'e top göstermeyerek oynayan Sivas bunun meyvesini aldı ve Aatif'in golüyle soyunma odasına 1-0'lık üstünlükle gittiler. Erciyes ise sahada varla yok arası gibiydi. Spikerin Erciyes takımından ismini en çok telaffuz ettiği futbolcunun kalecileri Jorgacevic olması bile her şeyi açıklıyor. İkinci yarı Erciyes biraz kıpırdanır gibi olup 2-3 atak yapsa da Sivas'ın ve Aatif'in 2. golüyle birlikte adeta yıkıldılar. O dakikadan sonra ise Vleminckx damga vurdu maça. Sinirlerine hakim olmak bu devirde hayatın her alanında önemli bir unsur. Vleminckx sinirlerine hakim olamayarak bir kırmızı kart da bu maçta görüyor. Kırmızı kart konusunda bir şey diyemeyiz. Neticede saha kenarında oyuncunun ne dediğini ancak yardımcı hakem biliyor. O yüzden haklı haksız da olsa bu kadar kolay kart görmesi anlaşılabilir bir şey değil. 9 haftası geride kalan ligde 3. kırmızı kartını gören futbolcu olması da ayrı bir trajikomik olay tabi. Zaten ben bu satırları yazarken Vleminckx'in kadro dışı kaldığını da hatırlatayım. Muhtemelen devre arasında Erciyes ile yolları ayrılacak. Sonuç olarak Roberto Carlos'un Sivasspor'u rakip dinlemeden maçları kazanmaya devam ediyor. Erciyes ise maalesef bu oyunla bu sezon bu ligde tutunması zor olan ekiplerin başında geliyor.

KARABÜKSPOR 1-1 ANTALYASPOR



Ligde hem sıralama hem de oyunları itibariyle birbirine yakın iki ekibin kapışmasında kazanan çıkmadı. Aslında normal bir sonuç kağıt üzerine baktığımızda. İkisi de fazla iyi oynamayan, iki takımın sıralamasında arasında sadece bir takım bulunan iki takımın berabere kalması doğal. Ancak Karabükspor'un bu maçtaki iyi oyunundan söz etmezsek ayıp olur. Maçın neredeyse genelinde rakibinden çok daha iyi oynayan bir Karabükspor vardı. Özellikle hücumlarında Lua Lua - Akpala - İlhan 3'lüsü önemli rol oynuyordu. Ancak Akpala'nın bu maçta kaçırdığı pozisyonların da haddi hesabı yoktu. Ama yine de maçın genelinde Antalyaspor'a karşı bir hücum birliği devam etti. Antalyaspor ise savunma anlamında başarılı olsa da hücumda çoğalamayan ve son vuruş yapmayı beceremeyen bir takım görünümünde. Her ne kadar Tita gibi Diarra gibi, 11'de başlamamış olsa bile Baros gibi hücum silahları olan bir takımın genel olarak şu ana kadar birçok maçında hücum sıkıntısı çekmesi de acayip bir şey. Maça gelindiğinde Karabükspor bu baskıyı bir penaltı golüyle taçlandırdı. Şimdi burada devreye girmek istiyorum. Penaltı kararında hakem %100 doğru. Net bir penaltı. Antalyaspor'lu futbolcunun topu elle müdahale etmesi sonucunda Lua Lua'nın bu penaltıyı gole çevirmesiyle Karabük 1-0 öne geçti. Ama hakem o pozisyonda öyle bir düşündü ki tam 7 saniye sonra kararı verebildi. Hakemin kararları anlık bir olaydır. Gördüğünü çalarsın. Hatta bazı eski hakemlerimize göre saliselik bir şeydir hakemlik. Ama bu maçın hakemi tam 7 saniye pozisyonun penaltı olup olmadığını düşündü. Tamam hepimiz insanız. Herkesin kusurları vardır. Bu pozisyonda da hakem belki de tereddütte veya ikilemde kalmış olabilir. Ama hayatın her alanında olduğu gibi burada da belirsizlik her şeyden çok daha kötüdür. Belki o pozisyona penaltı vermese bu kadar eleştirilmeyecekti. Dediğim gibi karar doğru ama çok geç verilmiş bir karar. Oyuna döndüğümüzde ise Antalyaspor pek atak geliştiremese de çok ilginç bir pozisyondan Uğur Uçar'ın topu kendi ağlarına bırakmasıyla beraberliği sağladı. Son dakikalarda Karabük Akpala ile etkili gelse de skor değişmedi ve her iki takım da sahadan 1'er puanla ayrıldı.

ELAZIĞSPOR 1-2 GENÇLERBİRLİĞİ



Ligde şu ana kadar kötü oynayan iki ekibin kapışmasında kazanan zor da olsa Gençlerbirliği oldu. Özellikle Gençlerbirliği'nde hafta içinde Metin Diyadin'in gönderilip yerine Mehmet Özdilek'in gelmesi olumlu sinyaller göstermiş takımda. Elazığspor ise bildiğiniz gibi. Maça Elazığspor daha seri, atak ve iyi başladı. Kendi yarı sahalarından çıkarken pasla çıkmayı tercih etmeleri de beğendiğim en önemli özellikleri. Ama yok. Bu iş olmaz. Bu kadroyla bu ligde tutunabilmeleri çok çok zor. Öne geçtikten sonra skoru koruyamadılar. Zaten birçok maçta öne geçmeleri bile beklenmeden yeniliyorlar. Aslında geçen seneki kadro biraz olsun korunabilmiş olsa ya da geçen seneki Yılmaz Vural takımın başında kalsa bu kadar karamsar olmazdık. Gençlerbirliği yeni teknik direktör gazıyla golü bulmakta gecikmedi ve soyunma odasına 1-1'lik eşitlikle gidildi. İkinci yarı ise oyundan tamamen kopmuş bir Elazığspor ve galibiyet golünü arayan bir Gençlerbirliği mücadele etti. Elazığspor aslında beklediğimden de fazla direndi. Ama kaçınılmaz son. Gençlerbirliği 85. dakikada Stancu ile çok güzel bir gol bularak maçtan 3 puanla ayrıldı. Bu maçın sonucu aslında iki cepheyi de etkiledi. Gençlerbirliği Mehmet Özdilek ile ilk galibiyetini aldı ve iyi oyun oynadı. Rakip güçsüz bir Elazığ olsa da aldıkları bu galibiyet iyi oyunlarının ve skorlarının başlangıcı olabilir. Elazığ'da ise işler karışık. Maç sonrası Norveçli teknik adam Sollied istifa etti ve yerine Okan Buruk Elazığspor'un yeni teknik direktörü oldu. Kısaca son haftalarda kazanmaya ihtiyacı olan iki takımın maçında gülen Gençlerbirliği oldu.

AKHİSAR 3-3 BEŞİKTAŞ




Ligde haftanın en keyifli maçlarından birini daha geride bıraktık. Ligin bu sezon için sürpriz takımı olan Akhisar Beşiktaş'ı elinden kaçırdı diyebiliriz. Son zamanlarda böyle keyifli, tempolu bir maç izlediğimi de şahsen hatırlamıyorum. Tam da denildiği gibi top bir o kalede bir de bu kaledeydi. Akhisar'ın bu tempolu oyununa Beşiktaş yine kendisine özgü tempo ile karşılık verdi. Maça iki takım da hızlı başladı aslında. Akhisar özellikle ilerde Niasse - Bruno gibi isimlerle etkili olmaya çalışsa da Beşiktaş golü buldu. Oğuzhan - Olcay ikilisinin iş birliğinde atılan gol Beşiktaş'ı öne geçirdi. Golden çok Oğuzhan'ın Beşiktaş için ne kadar önemli futbolcu olduğu çıkıyordu ortaya aslında. Akhisar sonra nasıl olduysa kendine geldi. Önce haftanın golü diyebileceğimiz Bruno'nun golü ardından tekrar Bruno ve Bilal'in golleriyle durum birden 3-1 oldu. Bu dakikaya kadar ne olduğunu anlamaya çalışan Beşiktaşlı futbolcular tabeladaki 3-1'lik skoru görünce resmen afallamış duruma geldiler. Akhisar ise iyi oyununun meyvelerini epey iyi bir şekilde aldı. Tam devre böyle bitecek derken Beşiktaş'ta sahneye Oğuzhan çıktı. Olcay'a asistinden sonra bir de gol atması hem onun için hem de onun değerini bilmeyenler için iyi bir şey oldu aslında. İkinci yarı Beşiktaş gol atana kadar sürekli devam eden bir Beşiktaş baskısı vardı. Nitekim bu baskıyla beraber Almeida durumu 3-3'e getirdi. Bu dakikadan sonra ise nasılsa kaybedeceğimiz bir şey yok felsefesi ile hareket eden iki takımın maçını izledik. 45 saniye içinde iki takım futbolcularının da penaltı beklediği bir maçtı mesela. Topun gerçek anlamda bir o kalede bir bu kalede olduğu bir maçtı. Son dakikalarda başka gol olmayınca maç 3-3 sona erdi. Ama ciddi anlamda son zamanlarda izlediğimiz en keyifli maçlardan biriydi. El Clasico ile aynı anda başlayan bir maç olduğu için fazla takip edemem diye düşünmeme rağmen bu maçı daha bir zevkle izledim. Anlayacağınız haftanın en keyifli maçını da bu şekilde bitirdik.

ESKİŞEHİRSPOR 4-1 RİZESPOR



Haftanın belki de skor anlamında ve kazanan anlamında sürpriz maçlarından biriydi bu maç. 90 dakika izleme fırsatı bulamasam da özette bile hop oturup hop kalktığım bir maç oldu. Eskişehirspor belki de özellikle ikinci yarı sezonun en iyi oyununu sergiledi. Hücum kalitesinin yüksek olması ve artık yavaş yavaş ideal 11'lerini tam anlamıyla bulmaları takımı da rayına oturdu. Maça aslında iki takım da istedikleri gibi başlayamadı. Biraz daha defansif kurguya önem verdi ikisi de. Özellikle Rizespor maçın deplasmanda olması sebebiyle biraz daha çekingen ve saldırmayan bir görüntüdeydi. İlk yarı bu şekilde tatsız tutsuz geçerken sahneye Jorquera çıktı. Çok şık bir golle takımını öne geçirdi. İkinci yarı ise biraz daha risk alan Rizespor vardı. Gol için yüklendiği dakikalarda oyuna sonradan giren Kweuke'nin röveşata golüyle skoru 1-1 yaptı. Rizespor bu dakikalarda daha bilinçli oynaması gerekirken sadece 2 dakika sonra Erman Kılıç'ın müthiş golüyle maçta geri düştüler. Aslında biraz daha zaman geçse maçı rölantiye alıp buradan puan ve puanlarla ayrılabilirdi Rizespor. Ama bu fırsatı elinin tersiyle itti. Eskişehirspor resmen bu golle gaza gelerek art arda 3. ve 4. golleri de buldu. İkisi de çok şık ve önemli gollerdi. Son golde top çizgiyi geçti mi geçmedi mi tartışmalarına hakem golü vererek en doğru olanını yaptı. Kısaca bu zorlu maçta kazanan Eskişehirspor önemli bir galibiyet alarak çıkışını sürdürürken Rizespor için ise bu maçı bir iş kazası olarak nitelendirebiliriz.

TORKU KONYASPOR 0-1 BURSASPOR



Belki de tempo olarak haftanın en sıkıcı maçlarından birine şahit olduk. Bursaspor çok zorlanmasına rağmen Konyaspor deplasmanında 1-0 kazanmasını bildi. İki takım da aslında maça tutuk başladı. Kadro yapısı ve kalitesi bakımından Konyaspor'dan kat kat daha üstün olan Bursaspor sanki maça Konyaspor'a oranla daha kötü başladı. Konyaspor'un ilk yarıda Recep, Gekas gibi isimlerle etkili gelmeye çalışıp fazla bir pozisyon üretemediği bir gerçek. Bursaspor'da Batalla, Kazım gibi etkili isimlerle gelmeye çalışsa da öyle aman aman bir pozisyon bulamadılar ilk yarı. İkinci yarı ise Bursaspor'un golü daha çok isteyen taraf olarak sahaya çıktığını görüyorduk. Özellikle ikinci yarı ataklara Belluschi'nin katılması da bunda etkiliydi. Karşı karşıya bir sürü pozisyon kaçırmasına rağmen hücum bölgesine bir hareketlilik getirdiği gerçek. Konyaspor ise pek etkili değildi. Tam da bu dakikalarda Bursaspor'da Kazım'ın yerden pasını değerlendiren Ferhat şık bir golle takımını 1-0 öne geçiriyordu. Bursaspor iyi oyununun yanına iyi skor da ekliyordu. Bu dakikadan sonra ise biraz daha savunmaya çekilerek skoru koruyalım düşüncesi ağırlık bastı Bursa'da. Hal böyle olunca Konyaspor da rakip yarı sahayı daha kolay geçip, daha kolay pozisyona girmeye başladı. Özellikle 1-0 geriye düştükten sonra iki topunun direkten dönmesi ve atak oynamay devam etmesi iyi sinyaller. Ama bu oyunu sadece geride olduğu bir maçta değil, her maçta sergilemesi gerek. Kısaca Bursaspor bu zor deplasmandan önemli 3 puan çıkartırken, Konyaspor ise bu maçta da puan kaybı yaşayarak tehlikeli bölgelere inmeye başladı diyebiliriz.

KAYSERİSPOR 2-4 GALATASARAY



Bazılarının haftanın en zor maçı olarak görse de benim gayet kolay bir maç olacağını düşündüğüm maçı tam da tahmin ettiğim ve beklediğim gibi Galatasaray 4-2 kazandı. Galatasaray maç öncesi çok ilginç bir taktik deneyerek hem Umut hem Burak hem Sneijder hem de Drogba ile maça çıkmıştı. Mancini'nin sistemine ters bir şeydi bu kadar hücum oynamak. Ama ne hikmetse bunu tercih etti Mancini. Maça Galatasaray baskılı başladı. Bu baskı da golü getirdi. Sneijder'in golüyle erkenden öne geçti Galatasaray. Kayseri savunmasının yaptığı rezil hatayı affetmedi Sneijder. Tam maç bu seyirde devam ederken Galatasaray'ın 2. golü geldi. Türkiye Ligi'ndeki ilk golünü atan Chedjou skoru 2-0 yaptı. Bu dakikaya kadar rakip yarı sahaya bile gelemeyen Kayserispor ilk geldiği atakta penaltı kazandı. Karar kesinlikle doğruydu. Penaltıyı Mouche kullandı ve topu ağlarla buluşturdu. Ardından tam ilk yarı böyle bitecek derken Kayserispor Galatasaray savunmasının tabir-i caizse uyuduğu anlarda çok ilginç bir gol attı. Savunmadaki Chedjou - Dany ikilisinin amatör takımlarda bile yapılmayacak hatası birçok genç futbolcuya "Bunu asla yapmayın." konusu altında öğretilebilecek bir ders niteliği taşıyordu bir nevi. İlk yarı bu şekilde bitti. İkinci yarıya da Galatasaray daha seri ve hızlı ataklarla başladı. Burak yine ofsayttan bir gol bularak durumu 3-2'ye getirdi. Lig TV'nin bilgisine göre tam 16 cm ofsayt olduğu bilinen pozisyon golle sonuçlandı. Haftanın hakemler açısından en yanlış kararı buydu herhalde. Maçta son noktayı da Galatasaray'ın Fildişili yıldızı Drogba koydu. Kaleci Ertuğrul'un barajı yanlış ayarlaması, kendisinin de yanlış bir yerde topu beklemesi sonucu Drogba sonunda kariyerinin ilk frikik golüne imza attı ve Galatasaray'ın maçı 4-2 kazanmasını sağladı. Bu galibiyetle birlikte Galatasaray böyle zor bir deplasmandan 3 puanla ayrıldı. Zirve adına önemli bir galibiyet kesinlikle. Kayserispor ise bu oyunla ve zihniyetle sene sonunda kendini bu ligde bulamayabilir diye düşünüyorum.

KASIMPAŞA 3-2 TRABZONSPOR



Haftanın keyifli başka maçından biriydi Kasımpaşa - Trabzonspor maçı. Avrupa'dan yorgun biçimde dönmüş Trabzonspor ligin zor diyebileceğimiz Kasımpaşa deplasmanına gitti. İki takım da maçı almak istiyordu. Ama maça daha etkili başlayan taraf Kasımpaşa oldu. Maça süper bir golle başladılar. Kerem uzaktan süper bir gol attı. Onur'un pozisyonda ters ayakla yakalanması sonucu maça kötü başlayan Trabzonspor ne olduğunu anlayamadı bile. Bu pozisyonun etkisini bünyeden çabuk atmayı başaran Trabzonspor Henrique ile beraberliği buldu. Ama her ne kadar bu dakikalarda skor beraberlik gibi gözükse de maçta daha iyi oynayan ve maçı hak eden taraf Kasımpaşa idi. Daha sonra ileride Babel, Scariona ve Malki gibi adamları kullanmayı başaran Kasımpaşa etkili oyununu devam ettirdi ve 2. golü buldu. Adem'in golüyle Trabzonspor bir kez daha yenik duruma düştü. İlk yarı sahada kötü bir Trabzonspor vardır. Soyunma odasına bu şekilde gidildi. İlk yarıda kendi yarı sahasından çıkamayan ve çaresiz bir takım gibiydiler. İkinci yarıya daha özgüvenli başlasalar da Scarione'nin ustaca golü ile böylesine zor bir deplasmanda 3-1 yenik duruma düştüler. Trabzonspor Olcan ile frikikten süper bir gol bulsa da aslında maçın kırılma anı 2. golün sahibi Olcan'ın yanındaki adama değil de kendi kaleye gidip kaleye vurması oldu. Kaçan bu gol sonrası belki de beraberliği elinin tersiyle itti Trabzon. Zaten sonra oyundan kopmalar başladı. Trabzonspor'un stoperi Aykut Demir kırmızı kart görerek oyun dışında kaldı. Kasımpaşa belki de bu kadar iyi oyunu ilk defa sergiledi ve bu iyi oyun onlara galibiyetin yanında bir de 2.'lik getirdi. Trabzonspor ise tam 2 ay sonra resmi maçta mağlubiyet tattı.


Evet, işte Spor Toto Süper Lig'in 9. haftası bu şekilde geçti. Şu ana kadar ligin en çok gol atılan haftası olması da biz futbolseverleri ayrı bir keyiflendirdi. Şimdi de puan durumuna ve gelecek haftanın programına bakarak yazıyı sonlandıralım. 



Spor Toto Süper Lig'in 10. haftasında ise şu maçlar var :

Galatasaray - Konyaspor
Bursaspor - Fenerbahçe
Kayseri Erciyesspor - Kasımpaşa
Trabzonspor - Elazığspor
Rizespor - Akhisar Belediyespor
Beşiktaş - Karabükspor
Antalyaspor - Kayserispor
Gaziantepspor - Sivasspor 
Gençlerbirliği - Eskişehirspor


Devamını Oku »

28 Ekim 2013 Pazartesi

Sinan Kurt | Türk Reus?

Hiç yorum yok:
Kaleme aldığım ilk yazıda size altyapısıyla ünlenen Borussia Mönchengladbach’ın yeni cevheri Sinan Kurt'u tanıtacağım…

Sinan Kurt ile ilgili her ne kadar "Next X" gibi klişe bir söz ile bahsedilse de Alman futbol otoriteleri tarafından bir başka Gladbach ürünü olan Marco Reus’un veliahtı olarak gösteriliyor. Sadece sarışın görünümü ve fiziği ile değil oyun stili olarak da Reus’u andırıyor.


23 Temmuz 1996 doğumlu, Alman anne ve Türk babanın çocuğu olan Sinan, U12 ile birlikte Borussia Mönchengladbach altyapısına giriş yaptı. Küçük yaşta gösterdiği üstün yetenekleriyle U15’ten bu yana Alman Genç Milli takımlarında yer alıyor. Henüz 15 yaşında Gladbach’ın U17 takımına yükselen Sinan, U17 Bundesliga West’in geride kalan iki sezonunda istatistikleriyle göz kamaştırıyor (52 mac, 31 gol – 17 asist). Ödül olarak bu sezon öncesi Favre tarafından As takımın kampına davet edilen genç yetenek, şuan boy gösterdiği U19 Bundesliga’da çıktığı 9 maçta bulduğu 8 gol ile gelişiminin son sürat devam ettiğinin göstergesini sunmaya devam ediyor.


Şimdi gelelim oyun profiline; forvet, forvet arkası, sol açık, kısacası ofansif olarak her bölgede oynayabilen Sinan’ın en büyük özelliği top ile birlikte attığı hızlı deparlar. Bu özelliğini müthiş tekniği ve oyun zekası ile birleştirince rakip defansın adeta korkulu rüyası haline geliyor. Top ayağındayken ani karar verebilen, yeri geldiğinde çalım ile mesafe kat eden ama gözünü her zaman boş pozisyonda bulunan takım arkadaşına endeksleyebilen bir oyuncu. Gol yollarında etkili, kendisini unutturup boş alana kaçmasi ve muazzam sol ayağıyla gönderdiği füze ve plaseleri de es geçmemek lazım. Özel fizik calışması uygulayan Sinan, üstün bir fiziğe sahip olmasa da ayakta kalmayı becerebiliyor. Geliştirmeye devam ettiği bir başka unsur da zayıf kalan sağ ayağı. Belki de en büyük sorunu mental yapısı. Çekingen yapısı ile dikkat çeken Sinan, maç içinde motivasyonunu kaybedip bir anda oyundan kopabiliyor. Son aylarda her ne kadar bu konuda gelişim gösterse de, öz güven ve özverisini daha üst seviyeye çıkarması lazım.


Oynadığı ilk U19 maçında attığı gol için tıklayınız...

Yakın zamanda Bundesliga’nın yeni yetenekleri arasında göreceğimizden şüphe duymadığım Sinan, şimdiden büyükleri peşinden koşturuyor. Sezon öncesi transfer teklifinde bulunan Avrupa kulüpler; Arsenal, Liverpool, Valencia, Paris ve FC Porto. Bunlara Türkiye‘den Galatasaray’ı ekleyebiliriz. Kulislerde konuşulana göre, Erdal Keser’in tavsiyesiyle Fatih Terim’in listesine giren 17 yaşındaki gurbetçiye, Türk ekibi 1 Milyon € bonservis önerdi. Gladbach’ın geleceğindeki planları içinde bulunan Sinan’ın satılmaması sürpriz olmasa gerek.

Milli Takım konusu: U15’ten itibaren Almanya Milli takımlarında görev alan Sinan, şuana kadar Türkiye’den gelen davetiyeleri geri çevirdi. Alman annesi ile birlikte yaşayan Sinan’ın, Alman kültürüne yakın olduğundan Alman Milli takımına yönelmesi daha muhtemel.
Devamını Oku »

27 Ekim 2013 Pazar

Klopp: Dortmund'un, Ferguson'u olmayacağıma eminim

Hiç yorum yok:


Klopp, Bundesliga hakkında: Oldukça havalı bir lig, her hafta daha zor ve daha eğlenceli. Çoğu yönden Premier Lig’e benziyor. Ayrıca uluslararası arenada da güçlü olabilmek bizim için önemli. Bundesliga'dan bir sürü takım Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi’nde, her gün daha iyiye gidiyoruz. Nereye gideceğini göremeyiz henüz ama şu anda harika gidiyor. 

Klopp, Guardiola hakkında: Şaşırdım ama dört gözle bekliyorum. Onun başarılarına sahip koçlarla tanışmak için hep sabırsızlanırım. Medya bala saldıran arılar gibi Pep'le ilgili konuşuyor doğal olarak. Göreceğiz. Bayern'le karşılaşınca onları yenmeye çalışacağız tabi ki. 

Borussia Dortmund’un oyuncularını kaybetmesi hakkında: Bizim verdiğimiz imkanları verebilecek çok fazla kulüp yok. Tamam parasal konuda bizi geçebilirler ama buradaki tüm paket, futbol, takım, koç fena değil, hepsi bu paketin içinde. Ama tabi ki bazı kulüpler bizden daha seksi. Her oyuncunun kendine göre bir gelecek planı var. Shinji Kagawa harika bir insan ve oyuncu. Sakatlık sorununu aşınca herkes ne kadar harika olduğunu görecek. O bir bomba gibi. 

Klopp geleceği hakkında: Dortmund'un Alex Ferguson'u olmayacağıma eminim, kendimi 69 yaşında yedek kulübesinde görmüyorum. Başka deneyimler yaşamak istiyorum ama Premier Lig'de çalışıp çalışmak istemediğimi bilmiyorum, bekleyip göreceğiz. Eğer benim zamanım olursa, beni koç olarak isterlerse ve benim koç yardımcılarımı kabul ederlerse olabilir belki. Şu an bunun için vaktim yok. Futbolu çok seviyorum ama belki bir gün; Dortmund ''çok güzel zaman geçirdik ama artık seni istemiyoruz'' der ama şu anda başka bir şey düşünmüyorum.

Not: Klopp’un 2013 yılı Şubat ayında BBC’ye verdiği röportajdan alınmıştır


Devamını Oku »

26 Ekim 2013 Cumartesi

Fenerbahçe Oynuyor Abi !

Hiç yorum yok:
Herkese bir yazı ile daha merhaba. Bugün akşam oynanan Fenerbahçe maçını yazmaya çalışacağım. Öncelikle akşamki oyunla birlikte birçok Fenerbahçe taraftarının bir şeylerin değiştiğini ve takımın rayına oturduğunu düşündüğünü belirtelim. Gerçekten Fenerbahçe özellikle ilk yarı muhteşem bir oyun oynadı diyebiliriz.



Maç çok iyi başladı diyemeyiz aslında. Maçtan önce futbolcular veya teknik heyet konusunda bir sıkıntı yoktu kesinlikle. Ama bilindiği gibi hafta içi vefat eden 1461 Trabzon'un teknik direktörü Kadir Özcan için saygı duruşunda bulunurken yapılan saygısız tezahüratlar ve ıslıklamalar terbiyesizliği son noktasıdır. Tabi bunu kesinlikle belli bir kesime indirgemiyorum. Ama o ıslıklamaları ve tezahüratları yapanların da terbiyesiz olduklarını ve ölüye bile saygısı olmadıklarını anladık akşam. Çok yazık. Daha çok işimiz var bu anlayışla.

Maça aslında çok iyi başladık. Çıkan kadroda Alves'in riske edilmemesini düşünürsek ve Ersun Hoca'nın klasik Cristian tercihini bir kenara bırakırsak beklenen ve doğru bir kadro ile çıktı sahaya Fenerbahçe. Maçın ilk dakikasından itibaren baskılı futbol izlettirdiler. Özellikle Alper - Caner - Emenike gibi koşan, pres yapan ve baskılı oynayan 3 ismin de 11'de başlaması ister istemez bu tempoyu getirdi bize. Nitekim tempo ile birlikte gol de geldi. Ofsayt var mı yok mu tartışmaları adı altında Alper'in ortasında Emenike'nin kafa golü ile Fenerbahçe maça çok daha rahat bir şekilde başladı diyebiliriz.

Fenerbahçe Antep takımına top göstermedi diyebiliriz aslında ilk yarı. Hücuma çıkışlarda bile çok rahat top çeviren, pasla çıkan ve koşu mesafesini dengede tutabilen bir takım izliyorduk. Gaziantep ise Traore ile etkili ataklar geliştirmeye çalışsa da bu dakikalarda savunma yerinde müdahaleler ile kalede çok büyük tehlikeye izin vermiyordu Fenerbahçe'de.

Maç yine bu şekilde aynı tempoda ve hızda giderken Fenerbahçe, tıpkı bir Brezilya takımı gibi, hatta o meşhur tabirle "Tiki taka tiki taka" golü attı. Öyle bir goldü ki o hücumda neredeyse topa dokunmayan adam kalmadı. İyi bir goldü. Pas yapma açısından, pozisyonu takip etme açısından kısaca her türlü hazırlanış bakımından atılabilecek en iyi gollerden birine imza attı. İlk yarı bittiğinde ise Fenerbahçe'nin tek kale oynadığını ve Antep'in kaleye isabetli şutu olmadığı bir 45 dakikayı geride bıraktığımızı söylüyorduk. Ayrıca Alper Potuk gibi Türk futbolunun ve Fenerbahçe'nin gelecek yıldız adayını da görmüş ve takdir etmiş oluyorduk. Kısaca Fenerbahçe ilk yarı bu sezonun en iyi futbolunu oynadı da diyebiliriz.

İkinci yarıya anlayamadığım bir şekilde Fenerbahçe kötü başladı. Yani kötüden kastımız aşırı derece rölanti oynuyorlardı. Antep ise bu rölanti oyun karşısında biraz daha cesaretlendi. Belki maçı çeviririz düşüncesini benimsemiyorlardı ama yine de gol için yükleniyorlardı. Nitekim Fenerbahçe'nin asıl eksisi de burada ortaya çıkıyordu. Fenerbahçe maçta aşırı rahata kaçmamalıydı. Bunun en kötü sonucunu ligin ilk haftasında Konya maçında yaşamıştı aslında. Bu maçta da belki de saha içinde "Beyler kendinize gelin." diyebilecek bir adam olmadığı için bu rahatlığa fazlasıyla kaçtı ve kalesinde golü gördü. Golde ise Antep takımının bireysel çabası ve gayreti yanında Fenerbahçe savunmasının ve özellikle kaleci Volkan'ın evlere şenlik durumunu da göz ardı etmemeliyiz tabi ki.

Bu dakikadan sonra ise işler zora girdi. Daha önceden oyuna giren Alves, biraz olsun savunmayı toparladı. Ersun Yanal skorun da verdiği rahatsızlıkla mecburen oyuna Salih'i almak zorunda kaldı. Aslında doğru bir değişiklik değil tam olarak. Bana göre Salih tempoyu yükseltmek adına gol yemeden önce Cristian'ın yerine girmeliydi. O ise gol yedikten sonra Alper'in yerine girdi. Açıkçası orta alanda Salih - Alper ikilisini görmeyi isterdik ama olmadı. Zaten Salih'in oyuna girmesiyle beraber, Fenerbahçe'nin 3. golü de geldi. Salih'in asistinde Emenike'nin attığı gol Fenerbahçe'nin maçı almasını sağlıyordu.


Maç içerisindeki bazı dikkat çekilen yönler de vardı. Her iki takım için de. Öncelikle Salih'i yaptığı bu asist nedeniyle tebrik edelim. Gelişecek. Gelişerek daha da iyi olacak hem de. Fenerbahçe'ye, Türk Milli Takımı'nı temsil edecek. Avrupa'ya da gidecek. Buna inancımız tam. Onu durduk yere saçma sapan şekilde asıp kesenlere inat bunları yapacak ve Türk futbolseverleri sevindirecek.

İkincisi ise akşam Webo'nun 11'de başlamaması belki de Fenerbahçe'nin hücum gücünü daha da güçlendirdi. Webo hücumda pas yapmayı sevmeyen ve topla birlikte koşamayan bir forvet. Bitirici dediğimiz tipte. Ama Fenerbahçe Webo'ya göre oynayamıyordu. İlerde oluşan Kuyt - Sow - Emenike 3'lüsü daha da iyi iş yapacak Fenerbahçe'de. Bu bağlamda Fenerbahçe'nin maçlara bu şekilde çıkması çok daha iyi oluyor.

Son olarak da Antep'in her ne kadar son 2-3 haftada formda gibi görünse de formsuzluğu diplerde. Transferin son günlerinde yapılan transferler de geçici çözüm. Sadece Strinic transferinin uzun vadede başarılı olacağını düşünüyorum. Ayrıca Muhammet Demir gibi bir gencin de ligde artık nerdeyse Antep'in değişilmez oyuncusu olması da bizi futbolseverler olarak ayrı bir sevindiriyor.

Fenerbahçe'nin maçı almasının en büyük etkenlerinden biri de kuşkusuz Ersun Yanal ile birlikte gelen koşu mesafeleri. Son olarak bunları paylaşıp size veda ediyorum. 



Herkese iyi günler. 
Devamını Oku »

Küllerinden Doğmak

Hiç yorum yok:
Öncelikle herkese merhaba.Bu yazımda Fenerbahçe Ülker-Barcelona maçını yorumlayacağım.Bildiğiniz üzere 2 takım dün saat 20:00'de Fenerbahçe Ülker Sports Arena'da karşı karşıya geldi.Bu harika maçı Fenerbahçe Ülker 75-70 kazandı ve grupta 2'de 2 yaparak liderliğini korudu.

Maça Fenerbahçe Ülker Kenan Sipahi-Melih Mahmutoğlu-Bojan Bogdanovic-Nemanja Bjelica ve Gasper Vidmar beşi ile başladı.İlk çeyrekte Bogdanovic ve Bjelica ile etkili olan Fenerbahçe Ülker ilk çeyreği 24-17 önde kapadı.2.çeyrekte Kleiza'nında devreye girmesiyle özellikle boyalı alanda sayılar bulan Fenerbahçe Ülker ilk yarıyı 44-35 önde geçti.





2.yarının başında ise Barcelona farkı kapatmak adına daha etkili bir oyun sergiledi ve farkı 2'ye kadar indirdi ama Bo McCalebb Kleiza ve Bogdanovicin skorer oyunlarıyla 14-0 lık bir seri geldi ve Fenerbahçe son çeyreğe tam 14 sayı farkla 66-52 önde girdi.Maçın son çeyreğinde ise Fenerbahçe Ülker hücumda adeta tıkandı.Son çeyrekte bi an fark 16'ya kadar çıksa da Barcelona farkı ikiye kadar indirdi.Maçı bitiren adam ise Bo McCalebb oldu.Maçın bitmesine tam 8 saniye kala Bo McCalebb kendisinden tam 30 cm uzun olan Tomic'e pota altındayken atılan pası aldırtmadı yetmedi birde faul aldırdı ve Maçı 75-70 kazandık.Maçta Barcelona'nın oyuncularımızı ara sıra sinirlerine hakim olamayıp çelme,itme,çekme gibi sportmenliğe aykırı davranışlarda bulunduğunuda gördük.Ayrıca hakem üçlüsü maçın son saniyelerde hakkımız olan bir topu vermeyip maçı kaybetmemize dahi sebep olabilirdi ama bunlara rağmen kazandık.
Maçın adamı 22 sayı atan Kleiza oldu



Bu kısım maçın bilinenleriydi.Kendi yorumlarıma gelirsek hatırlayacaksanız Fenerbahçe Ülker geçen sezonda F4 için yola çıkmış ve yine Barcelona ile karşılaşmıştı ama hem içerde hem dışarda adeta hezimet yaşamıştık.30-40 farklarla mağlup olmuştuk ama bu sezon başa geçen Obradovic,onun düzeni ve yeni transferlerle Fenerbahçe Ülker bambaşka bir takım oldu çıktı.Fenerbahçe bu sezon oynadığı 8  resmi maçtanda galip ayrıldı.(3 Türkiye Kupası 2 Euroleague 2 Lig 1 Cumhurbaşkanlığı Kupası).Hücum yönüyle olsun savunma yönüyle olsun tam bir Obradovic takımı olma yönünde ilerliyor Fenerbahçe Ülker.Geçen sezon özellikle savunma kısmında çok eleştirilen Bo McCalebb ve Emir Preldzic bu yıl savunmalarıyla takdir topluyorlar.Diğer yandan sezon başında eleştirilen Zoric ve Bjelica'nın son maçlarda ne kadar etkili oynadığıda göze çarpmıyor değil.Ayrıca Fenerbahçe Ülker yumuşak ve pes eden bir takım olmaktanda kurtuldu.Geçen sezon ilk yarıda 10 farkla bile geriye düşşe maçı hemen salan,bitiren ve pes eden bir Fenerbahçe Ülker vardı fakat Fenerbahçe bu sezon adeta küllerinden doğdu.Rakibini savunmasıyla bunaltan hücumuyla yıpratan bir tarz ile oynuyor,rakibiyle adeta kavga ediyor. Bunun bir örneği  olarak gruptan çıkmasına kesin olarak bakılan Barcelona'nın geriye düşmesini sindirememesi ve oyuncularımıza çoğunlukla hakemin görmediği noktalarda sert müdahalelerde bulunmasını gösterebiliriz.Ama buna rağmen oyuncularımız sakin kalmasını bildi ve güzel bir zafer kazandı.






Taraftara da ayrı bir parantez açmak gerek.Dün akşam Fenerbahçe Ülker Sports Arena'da tam 13.500 kişi vardı ve uzun zaman sonra taraftar maçın içindeydi.Top rakipteyken,aleyhte çıkan kararlarda rakibin attığı faullerde vs her zaman rakibin ve hakemlerin elini titretti.Fenerbahçe Ülker Euroleague'de önümüzdeki hafta yine Fenerbahçe Ülker Sports Arena'da CSKA Moskovayı ağırlayacak.




Kısaca özetleyecek olursak Fenerbahçe Ülker koçuyla,taraftarıyla,oyuncusuyla,mücadelesiyle bambaşka geliyor.Tek Hedef F4!






Fenerbahçe Ülker Detaylı İstatistik via(Euroleague.net)






Maçı izlemeyenler veya tekrar izlemek isteyenler için Fenerbahçe Ülker-Barcelona

http://www.multiupload.nl/F6GWR1CQ18 


multiupload.nl/BYUD7W99TS  via(@fenerama)














Devamını Oku »