28 Ekim 2013 Pazartesi

Sinan Kurt | Türk Reus?

Hiç yorum yok:
Kaleme aldığım ilk yazıda size altyapısıyla ünlenen Borussia Mönchengladbach’ın yeni cevheri Sinan Kurt'u tanıtacağım…

Sinan Kurt ile ilgili her ne kadar "Next X" gibi klişe bir söz ile bahsedilse de Alman futbol otoriteleri tarafından bir başka Gladbach ürünü olan Marco Reus’un veliahtı olarak gösteriliyor. Sadece sarışın görünümü ve fiziği ile değil oyun stili olarak da Reus’u andırıyor.


23 Temmuz 1996 doğumlu, Alman anne ve Türk babanın çocuğu olan Sinan, U12 ile birlikte Borussia Mönchengladbach altyapısına giriş yaptı. Küçük yaşta gösterdiği üstün yetenekleriyle U15’ten bu yana Alman Genç Milli takımlarında yer alıyor. Henüz 15 yaşında Gladbach’ın U17 takımına yükselen Sinan, U17 Bundesliga West’in geride kalan iki sezonunda istatistikleriyle göz kamaştırıyor (52 mac, 31 gol – 17 asist). Ödül olarak bu sezon öncesi Favre tarafından As takımın kampına davet edilen genç yetenek, şuan boy gösterdiği U19 Bundesliga’da çıktığı 9 maçta bulduğu 8 gol ile gelişiminin son sürat devam ettiğinin göstergesini sunmaya devam ediyor.


Şimdi gelelim oyun profiline; forvet, forvet arkası, sol açık, kısacası ofansif olarak her bölgede oynayabilen Sinan’ın en büyük özelliği top ile birlikte attığı hızlı deparlar. Bu özelliğini müthiş tekniği ve oyun zekası ile birleştirince rakip defansın adeta korkulu rüyası haline geliyor. Top ayağındayken ani karar verebilen, yeri geldiğinde çalım ile mesafe kat eden ama gözünü her zaman boş pozisyonda bulunan takım arkadaşına endeksleyebilen bir oyuncu. Gol yollarında etkili, kendisini unutturup boş alana kaçmasi ve muazzam sol ayağıyla gönderdiği füze ve plaseleri de es geçmemek lazım. Özel fizik calışması uygulayan Sinan, üstün bir fiziğe sahip olmasa da ayakta kalmayı becerebiliyor. Geliştirmeye devam ettiği bir başka unsur da zayıf kalan sağ ayağı. Belki de en büyük sorunu mental yapısı. Çekingen yapısı ile dikkat çeken Sinan, maç içinde motivasyonunu kaybedip bir anda oyundan kopabiliyor. Son aylarda her ne kadar bu konuda gelişim gösterse de, öz güven ve özverisini daha üst seviyeye çıkarması lazım.


Oynadığı ilk U19 maçında attığı gol için tıklayınız...

Yakın zamanda Bundesliga’nın yeni yetenekleri arasında göreceğimizden şüphe duymadığım Sinan, şimdiden büyükleri peşinden koşturuyor. Sezon öncesi transfer teklifinde bulunan Avrupa kulüpler; Arsenal, Liverpool, Valencia, Paris ve FC Porto. Bunlara Türkiye‘den Galatasaray’ı ekleyebiliriz. Kulislerde konuşulana göre, Erdal Keser’in tavsiyesiyle Fatih Terim’in listesine giren 17 yaşındaki gurbetçiye, Türk ekibi 1 Milyon € bonservis önerdi. Gladbach’ın geleceğindeki planları içinde bulunan Sinan’ın satılmaması sürpriz olmasa gerek.

Milli Takım konusu: U15’ten itibaren Almanya Milli takımlarında görev alan Sinan, şuana kadar Türkiye’den gelen davetiyeleri geri çevirdi. Alman annesi ile birlikte yaşayan Sinan’ın, Alman kültürüne yakın olduğundan Alman Milli takımına yönelmesi daha muhtemel.
Devamını Oku »

27 Ekim 2013 Pazar

Klopp: Dortmund'un, Ferguson'u olmayacağıma eminim

Hiç yorum yok:


Klopp, Bundesliga hakkında: Oldukça havalı bir lig, her hafta daha zor ve daha eğlenceli. Çoğu yönden Premier Lig’e benziyor. Ayrıca uluslararası arenada da güçlü olabilmek bizim için önemli. Bundesliga'dan bir sürü takım Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi’nde, her gün daha iyiye gidiyoruz. Nereye gideceğini göremeyiz henüz ama şu anda harika gidiyor. 

Klopp, Guardiola hakkında: Şaşırdım ama dört gözle bekliyorum. Onun başarılarına sahip koçlarla tanışmak için hep sabırsızlanırım. Medya bala saldıran arılar gibi Pep'le ilgili konuşuyor doğal olarak. Göreceğiz. Bayern'le karşılaşınca onları yenmeye çalışacağız tabi ki. 

Borussia Dortmund’un oyuncularını kaybetmesi hakkında: Bizim verdiğimiz imkanları verebilecek çok fazla kulüp yok. Tamam parasal konuda bizi geçebilirler ama buradaki tüm paket, futbol, takım, koç fena değil, hepsi bu paketin içinde. Ama tabi ki bazı kulüpler bizden daha seksi. Her oyuncunun kendine göre bir gelecek planı var. Shinji Kagawa harika bir insan ve oyuncu. Sakatlık sorununu aşınca herkes ne kadar harika olduğunu görecek. O bir bomba gibi. 

Klopp geleceği hakkında: Dortmund'un Alex Ferguson'u olmayacağıma eminim, kendimi 69 yaşında yedek kulübesinde görmüyorum. Başka deneyimler yaşamak istiyorum ama Premier Lig'de çalışıp çalışmak istemediğimi bilmiyorum, bekleyip göreceğiz. Eğer benim zamanım olursa, beni koç olarak isterlerse ve benim koç yardımcılarımı kabul ederlerse olabilir belki. Şu an bunun için vaktim yok. Futbolu çok seviyorum ama belki bir gün; Dortmund ''çok güzel zaman geçirdik ama artık seni istemiyoruz'' der ama şu anda başka bir şey düşünmüyorum.

Not: Klopp’un 2013 yılı Şubat ayında BBC’ye verdiği röportajdan alınmıştır


Devamını Oku »

26 Ekim 2013 Cumartesi

Fenerbahçe Oynuyor Abi !

Hiç yorum yok:
Herkese bir yazı ile daha merhaba. Bugün akşam oynanan Fenerbahçe maçını yazmaya çalışacağım. Öncelikle akşamki oyunla birlikte birçok Fenerbahçe taraftarının bir şeylerin değiştiğini ve takımın rayına oturduğunu düşündüğünü belirtelim. Gerçekten Fenerbahçe özellikle ilk yarı muhteşem bir oyun oynadı diyebiliriz.



Maç çok iyi başladı diyemeyiz aslında. Maçtan önce futbolcular veya teknik heyet konusunda bir sıkıntı yoktu kesinlikle. Ama bilindiği gibi hafta içi vefat eden 1461 Trabzon'un teknik direktörü Kadir Özcan için saygı duruşunda bulunurken yapılan saygısız tezahüratlar ve ıslıklamalar terbiyesizliği son noktasıdır. Tabi bunu kesinlikle belli bir kesime indirgemiyorum. Ama o ıslıklamaları ve tezahüratları yapanların da terbiyesiz olduklarını ve ölüye bile saygısı olmadıklarını anladık akşam. Çok yazık. Daha çok işimiz var bu anlayışla.

Maça aslında çok iyi başladık. Çıkan kadroda Alves'in riske edilmemesini düşünürsek ve Ersun Hoca'nın klasik Cristian tercihini bir kenara bırakırsak beklenen ve doğru bir kadro ile çıktı sahaya Fenerbahçe. Maçın ilk dakikasından itibaren baskılı futbol izlettirdiler. Özellikle Alper - Caner - Emenike gibi koşan, pres yapan ve baskılı oynayan 3 ismin de 11'de başlaması ister istemez bu tempoyu getirdi bize. Nitekim tempo ile birlikte gol de geldi. Ofsayt var mı yok mu tartışmaları adı altında Alper'in ortasında Emenike'nin kafa golü ile Fenerbahçe maça çok daha rahat bir şekilde başladı diyebiliriz.

Fenerbahçe Antep takımına top göstermedi diyebiliriz aslında ilk yarı. Hücuma çıkışlarda bile çok rahat top çeviren, pasla çıkan ve koşu mesafesini dengede tutabilen bir takım izliyorduk. Gaziantep ise Traore ile etkili ataklar geliştirmeye çalışsa da bu dakikalarda savunma yerinde müdahaleler ile kalede çok büyük tehlikeye izin vermiyordu Fenerbahçe'de.

Maç yine bu şekilde aynı tempoda ve hızda giderken Fenerbahçe, tıpkı bir Brezilya takımı gibi, hatta o meşhur tabirle "Tiki taka tiki taka" golü attı. Öyle bir goldü ki o hücumda neredeyse topa dokunmayan adam kalmadı. İyi bir goldü. Pas yapma açısından, pozisyonu takip etme açısından kısaca her türlü hazırlanış bakımından atılabilecek en iyi gollerden birine imza attı. İlk yarı bittiğinde ise Fenerbahçe'nin tek kale oynadığını ve Antep'in kaleye isabetli şutu olmadığı bir 45 dakikayı geride bıraktığımızı söylüyorduk. Ayrıca Alper Potuk gibi Türk futbolunun ve Fenerbahçe'nin gelecek yıldız adayını da görmüş ve takdir etmiş oluyorduk. Kısaca Fenerbahçe ilk yarı bu sezonun en iyi futbolunu oynadı da diyebiliriz.

İkinci yarıya anlayamadığım bir şekilde Fenerbahçe kötü başladı. Yani kötüden kastımız aşırı derece rölanti oynuyorlardı. Antep ise bu rölanti oyun karşısında biraz daha cesaretlendi. Belki maçı çeviririz düşüncesini benimsemiyorlardı ama yine de gol için yükleniyorlardı. Nitekim Fenerbahçe'nin asıl eksisi de burada ortaya çıkıyordu. Fenerbahçe maçta aşırı rahata kaçmamalıydı. Bunun en kötü sonucunu ligin ilk haftasında Konya maçında yaşamıştı aslında. Bu maçta da belki de saha içinde "Beyler kendinize gelin." diyebilecek bir adam olmadığı için bu rahatlığa fazlasıyla kaçtı ve kalesinde golü gördü. Golde ise Antep takımının bireysel çabası ve gayreti yanında Fenerbahçe savunmasının ve özellikle kaleci Volkan'ın evlere şenlik durumunu da göz ardı etmemeliyiz tabi ki.

Bu dakikadan sonra ise işler zora girdi. Daha önceden oyuna giren Alves, biraz olsun savunmayı toparladı. Ersun Yanal skorun da verdiği rahatsızlıkla mecburen oyuna Salih'i almak zorunda kaldı. Aslında doğru bir değişiklik değil tam olarak. Bana göre Salih tempoyu yükseltmek adına gol yemeden önce Cristian'ın yerine girmeliydi. O ise gol yedikten sonra Alper'in yerine girdi. Açıkçası orta alanda Salih - Alper ikilisini görmeyi isterdik ama olmadı. Zaten Salih'in oyuna girmesiyle beraber, Fenerbahçe'nin 3. golü de geldi. Salih'in asistinde Emenike'nin attığı gol Fenerbahçe'nin maçı almasını sağlıyordu.


Maç içerisindeki bazı dikkat çekilen yönler de vardı. Her iki takım için de. Öncelikle Salih'i yaptığı bu asist nedeniyle tebrik edelim. Gelişecek. Gelişerek daha da iyi olacak hem de. Fenerbahçe'ye, Türk Milli Takımı'nı temsil edecek. Avrupa'ya da gidecek. Buna inancımız tam. Onu durduk yere saçma sapan şekilde asıp kesenlere inat bunları yapacak ve Türk futbolseverleri sevindirecek.

İkincisi ise akşam Webo'nun 11'de başlamaması belki de Fenerbahçe'nin hücum gücünü daha da güçlendirdi. Webo hücumda pas yapmayı sevmeyen ve topla birlikte koşamayan bir forvet. Bitirici dediğimiz tipte. Ama Fenerbahçe Webo'ya göre oynayamıyordu. İlerde oluşan Kuyt - Sow - Emenike 3'lüsü daha da iyi iş yapacak Fenerbahçe'de. Bu bağlamda Fenerbahçe'nin maçlara bu şekilde çıkması çok daha iyi oluyor.

Son olarak da Antep'in her ne kadar son 2-3 haftada formda gibi görünse de formsuzluğu diplerde. Transferin son günlerinde yapılan transferler de geçici çözüm. Sadece Strinic transferinin uzun vadede başarılı olacağını düşünüyorum. Ayrıca Muhammet Demir gibi bir gencin de ligde artık nerdeyse Antep'in değişilmez oyuncusu olması da bizi futbolseverler olarak ayrı bir sevindiriyor.

Fenerbahçe'nin maçı almasının en büyük etkenlerinden biri de kuşkusuz Ersun Yanal ile birlikte gelen koşu mesafeleri. Son olarak bunları paylaşıp size veda ediyorum. 



Herkese iyi günler. 
Devamını Oku »

Küllerinden Doğmak

Hiç yorum yok:
Öncelikle herkese merhaba.Bu yazımda Fenerbahçe Ülker-Barcelona maçını yorumlayacağım.Bildiğiniz üzere 2 takım dün saat 20:00'de Fenerbahçe Ülker Sports Arena'da karşı karşıya geldi.Bu harika maçı Fenerbahçe Ülker 75-70 kazandı ve grupta 2'de 2 yaparak liderliğini korudu.

Maça Fenerbahçe Ülker Kenan Sipahi-Melih Mahmutoğlu-Bojan Bogdanovic-Nemanja Bjelica ve Gasper Vidmar beşi ile başladı.İlk çeyrekte Bogdanovic ve Bjelica ile etkili olan Fenerbahçe Ülker ilk çeyreği 24-17 önde kapadı.2.çeyrekte Kleiza'nında devreye girmesiyle özellikle boyalı alanda sayılar bulan Fenerbahçe Ülker ilk yarıyı 44-35 önde geçti.





2.yarının başında ise Barcelona farkı kapatmak adına daha etkili bir oyun sergiledi ve farkı 2'ye kadar indirdi ama Bo McCalebb Kleiza ve Bogdanovicin skorer oyunlarıyla 14-0 lık bir seri geldi ve Fenerbahçe son çeyreğe tam 14 sayı farkla 66-52 önde girdi.Maçın son çeyreğinde ise Fenerbahçe Ülker hücumda adeta tıkandı.Son çeyrekte bi an fark 16'ya kadar çıksa da Barcelona farkı ikiye kadar indirdi.Maçı bitiren adam ise Bo McCalebb oldu.Maçın bitmesine tam 8 saniye kala Bo McCalebb kendisinden tam 30 cm uzun olan Tomic'e pota altındayken atılan pası aldırtmadı yetmedi birde faul aldırdı ve Maçı 75-70 kazandık.Maçta Barcelona'nın oyuncularımızı ara sıra sinirlerine hakim olamayıp çelme,itme,çekme gibi sportmenliğe aykırı davranışlarda bulunduğunuda gördük.Ayrıca hakem üçlüsü maçın son saniyelerde hakkımız olan bir topu vermeyip maçı kaybetmemize dahi sebep olabilirdi ama bunlara rağmen kazandık.
Maçın adamı 22 sayı atan Kleiza oldu



Bu kısım maçın bilinenleriydi.Kendi yorumlarıma gelirsek hatırlayacaksanız Fenerbahçe Ülker geçen sezonda F4 için yola çıkmış ve yine Barcelona ile karşılaşmıştı ama hem içerde hem dışarda adeta hezimet yaşamıştık.30-40 farklarla mağlup olmuştuk ama bu sezon başa geçen Obradovic,onun düzeni ve yeni transferlerle Fenerbahçe Ülker bambaşka bir takım oldu çıktı.Fenerbahçe bu sezon oynadığı 8  resmi maçtanda galip ayrıldı.(3 Türkiye Kupası 2 Euroleague 2 Lig 1 Cumhurbaşkanlığı Kupası).Hücum yönüyle olsun savunma yönüyle olsun tam bir Obradovic takımı olma yönünde ilerliyor Fenerbahçe Ülker.Geçen sezon özellikle savunma kısmında çok eleştirilen Bo McCalebb ve Emir Preldzic bu yıl savunmalarıyla takdir topluyorlar.Diğer yandan sezon başında eleştirilen Zoric ve Bjelica'nın son maçlarda ne kadar etkili oynadığıda göze çarpmıyor değil.Ayrıca Fenerbahçe Ülker yumuşak ve pes eden bir takım olmaktanda kurtuldu.Geçen sezon ilk yarıda 10 farkla bile geriye düşşe maçı hemen salan,bitiren ve pes eden bir Fenerbahçe Ülker vardı fakat Fenerbahçe bu sezon adeta küllerinden doğdu.Rakibini savunmasıyla bunaltan hücumuyla yıpratan bir tarz ile oynuyor,rakibiyle adeta kavga ediyor. Bunun bir örneği  olarak gruptan çıkmasına kesin olarak bakılan Barcelona'nın geriye düşmesini sindirememesi ve oyuncularımıza çoğunlukla hakemin görmediği noktalarda sert müdahalelerde bulunmasını gösterebiliriz.Ama buna rağmen oyuncularımız sakin kalmasını bildi ve güzel bir zafer kazandı.






Taraftara da ayrı bir parantez açmak gerek.Dün akşam Fenerbahçe Ülker Sports Arena'da tam 13.500 kişi vardı ve uzun zaman sonra taraftar maçın içindeydi.Top rakipteyken,aleyhte çıkan kararlarda rakibin attığı faullerde vs her zaman rakibin ve hakemlerin elini titretti.Fenerbahçe Ülker Euroleague'de önümüzdeki hafta yine Fenerbahçe Ülker Sports Arena'da CSKA Moskovayı ağırlayacak.




Kısaca özetleyecek olursak Fenerbahçe Ülker koçuyla,taraftarıyla,oyuncusuyla,mücadelesiyle bambaşka geliyor.Tek Hedef F4!






Fenerbahçe Ülker Detaylı İstatistik via(Euroleague.net)






Maçı izlemeyenler veya tekrar izlemek isteyenler için Fenerbahçe Ülker-Barcelona

http://www.multiupload.nl/F6GWR1CQ18 


multiupload.nl/BYUD7W99TS  via(@fenerama)














Devamını Oku »

24 Ekim 2013 Perşembe

Fransa'da kriz

Hiç yorum yok:
Fransa'da meclis, yılda 1M €'dan fazla geliri olanlara %75 vergi getirilmesini öngören maddeyi kabul etti. Bu madde en çok futbol kulüplerini kızdırdı. Zira bu verginin Fransız kulüplerine toplam maliyeti yaklaşık 45M €.



Verginin kulüplere toplam maliyeti


Daha önce belirttiğimiz gibi bu verginin kulüplere toplam zararı yaklaşık 45M €. Bu karar Ligue 1'den 14 takım'ı ilgilendiriyor. Diğer 6 kulüp ise fazladan vergi ödemeyecek. En çok zarara uğrayan kulüp Psg, bu verginin son şampiyona maliyeti yaklaşık 20M €, ama Lyon, Marsilya veya Lille kulüplerinin aksine kulüp yetkilileri bunu fazla dert etmiyor. Kulübün maddi durumu gayet iyi. 
Psg'yi 5,3M € vergi ile Marsilya takip ediyor. Ardından 4,9M € vergiyle Lyon geliyor. Bu iki kulüp bu durumdan oldukça şikayetçi ve bu kararın tekrar gözden geçirilmesini istiyorlar. En karlı takim ise şampiyonluğun bir diğer adayı Monaco. Fazladan vergi ödemeyecekler. Zira Monaco Fransa'da değil bu yüzden devlete vergi ödemiyorlar.

Grev kararı


Bu karara karşılık Fransa Profesyonel Kulüpler Birliği'nden (UCPF) açıklama geldi. Fransız futbol kulüplerinin 29 Kasım ve 2 Aralık tarihlerinde, Fransız hükümetinin aşırıya kaçan vergilendirme uygulamasını protesto etmek üzere greve gideceğini açıkladı. UCPF Başkanı Jean-Pierre Louvel'in yaptığı basın toplantısında "Kasım ayının sonu Fransa'da futbolun oynanmadığı bir hafta olacak" dedi. Bu açıklamanın ardından, Başbakan François Hollande, haftaya bu kararı konuşmak için futbol federasyonu yetkilileriyle bir araya gelecek.

Şahsi fikrim; bu kararın değişeceğini pek sanmıyorum. Fransa devletinin yüksek miktarda bir borcu var ve bu vergiyle birlikte yaklaşik 20 milyar € toplamayı hedefliyor. Geri adım atacaklarını sanmıyorum açıkcası.
Devamını Oku »

23 Ekim 2013 Çarşamba

Abartmayı Seven Bir Ülkeyiz

2 yorum:
Herkese iyi akşamlar. Bu blogda uzun bir aradan sonra sizinle beraberim. Başlıktan da anlaşılacağı üzere abartmayı seven bir toplum olduğumuzu ve bunu spora yansıttığımızı düşünüyorum ve bunları anlatmayı planlıyorum.

Her şeyden önce bilinmesi gerekilen şey herkes gibi ben de bir takım taraftarıyım. Fenerbahçeliyim. Ama bu yazıyı Galatasaray düşmanı olduğum için falan yazmıyorum. Bu yazıda konu Galatasaray'ın Kopnehag maçı olacak. Evet. Ama takım Fenerbahçe de olsa Beşiktaş da olsa bu yazı yazılacaktı. Çünkü insanlar göz göre göre kandırılıyor. Normal bir şeyi olduğundan fazla abartarak olağandışı yapabilen ender ülkelerden birisiyiz. Bu durumdan şikayetçiyim. Nacizane ben hatırlatmamı yapayım dedim. Buyrun başlıyorum yazıya.


Öncelikle şu dakikalarda Galatasaray 3-0 yeniyor Kopenhag'ı. İyi güzel, oraya girmiyorum. Tebrik edelim. Ama şu anda sosyal ortamlarda özellikle Twitter'da aşırı derece bir abartma söz konusu. Bakın Türk takımıdır bir şey diyemem. Yenmeleri iyi hoş. Herkesin ne yaptığı kendine. Beni ilgilendirmez. Ama bir takımın oynadığı oyunu bu kadar abartmak gerçek futbolseverleri ve insanları kandırmaktan başka bir şey değildir. Örnek vere vere gidicem. Biraz daha kolay ve rahat anlaşılır olsun diye. 


Örneğin Galatasaray şu anda grubun en zayıf halkasını evinde 3-0 yeniyor. Tamam. Daha grup kuraları çekildiğinde birçok kesim "Kopenhag'ı ezeriz, geçeriz." demişti. Hatta ki Galatasaray'ın Real Madrid maçında hazırladığı kareografide Kopenhaglı bir fubolcunun bile olmaması o takımın Galatasaraylılarca ne kadar küçük düşürüldüğünü gösteriyor. Sonra aynı Galatasaray Kopenhag maçı öncesinde yine "Bu takım kim?" şeklinde yine rakiplerini küçümsediler. Maç başladı. 1 gol geldi, 2 gol geldi, 3 gol geldi. He işte tam da bu zamanda 3. gol geldiğinde aşırı şekilde bir abartı ile "Bu Galatasaray bu gruptan güle oynaya çıkar." yorumları başladı. Bende aslında futbolu düşünen ve futbolu futbol için bakan herkesin kayışları koptu. Kopmalıydı.


Rasim Ozan Kütahyalı'nın Haydaaaa'sı gibi oldum. Hatta kendi kendime "Ben hangi maça bakıyorum?" sorusunu bile sorma gereği hissettim. İnanamadım diyebiliriz bir nevi. Sebebi belli. Daha düne kadar bunlar kimmiş dediğin takımı 3-0 yeniyorsun ve maç sonunu bile beklemeden abartının babasını yaparak hem de "Bu gruptan çıkarız. Aslanlarım benim." gibi şeyler söylüyorsun. E nasıl bir yaman çelişkidir bu ? Tamam tabi ki sevin. Ona bir lafım yok. Sevineceksin de zaten. Sevinmezsen bir garip olur. Ama bunu yapmayın be.


Gruptan çıkarız demen için senin daha 40 fırın ekmek yemen lazım be koçum ! Önce Real Madrid'ten 6 yememeyi öğreneceksin aslanım. Kopenhag gibi Şampiyonlar Ligi'nde olmayı hak etmeyen takımları yenerken fazla gaza gelmeyeceksin. 


Sonra, takımdaki futbolcular hakkındaki o güzel, mükemmel (!) yorumlar akmaya başladı timeline'da. Timeline dediğim de Twitter'ın ana sayfası. Aman aman neler söylüyorlar. Daha düne kadar futbolcularına ana avrat söven, stadında oyundan çıkarken ıslıklayan, "Bu adamlar milyon dolarları kazanıyor ama beceriksizler, oynayamıyorlar." diyen adamlar şimdi tribünlerde sevgi yumağı oluşturmuşlar. Amaaaan. Ne duygusal. Arkadaşım bu ülkede fazla karamsarlık da fazla iyimserlik de kötü şeyler. Bunu anlatamadık, anlatmak da zor olacak bizim millete.


Örneğin Galatasaray'a geldikten beri sahaya hiçbir şeyini koyamamış Sneijer Kopenhag gibi Avrupa arenasının başarılı (!) ekiplerinden birine gol atınca kral oluyor. Yıldız oluyor. Bu sadece bir örnek. Örneğin yine Burak. Takım iyiyse otomatikman Burak da iyi oluyor ve taraftar onu bağrına basıyor. Ne duygusal değil mi?


Benim anlatmaya çalıştığım olay abartılmanın ülkemizde aşırı derecede yapılmasıdır. Evet, Galatasaraylı değilim. Fenerbahçeliyim. Ama bu yorumu Galatasaray'ı sevmiyorum diye vs falan yapmadım. Bu akşam Kopenhag'ı 3-0 yenen Fenerbahçe olsaydı yine bu yazıyı yazma gereği hissederdim kendime. 


Sözlerimi bitirirken bu yazıyı bi nebze olsun içimi dökme gibi de algılayabilirsiniz. Herhangi bir takıma karşı nefretimden dolayı değil, Türkiye'de her alanda olan sistemsizliğin bir parçası olan aşırı abartılmayı anlattığım için içimi döktüm diyebilirim. Herkese iyi akşamlar diyerek yazımı tamamlıyorum. 
Devamını Oku »

21 Ekim 2013 Pazartesi

Fenerbahçe Ülker-Anadolu Efes

Hiç yorum yok:
Kritik dört maçlık bir dönemeç olarak adlandırdığım serinin ikinci ayağında Fenerbahçe Ülker, Anadolu Efes’i 84-65 mağlup etti. İlk çeyrek hariç maç beklentilerime paralel gitti ve Fenerbahçe Ülker nispeten maça rahat bir şekilde noktayı koymayı bildi.

Fenerbahçe Ülker, hafta içi Budivelnik Kiev karşısında maçı ilk üç çeyrek geride götürmüş ve Zeljko’nun istediklerini ancak son çeyrekte parkeye yansıtabilmişti. Arada sadece üç günlük bir zaman farkı olmasına rağmen takımın birbirine daha fazla alışması ve rollerin ardındaki buğunun biraz daha aralanması, kriz döneminin üç çeyrek değil de sadece bir çeyrek sürmesini sağladı. Maç içindeki oyuncu performanslarında ve buna bağlı olarak takım performansın da dalgalanmalar olması oldukça normal. Sadece zaman ilerledikçe maçın başlarında yaşanan kriz döneminin muhakkak kısalacağını belirtmek gerek. Bu noktada olaya farklı bir boyut kazandırarak Kiev maçındaki kriz süresinin Efes maçından daha uzun olmasının en büyük sebeplerinden ikisinin, Ukrayna ekibinin doğru ve yüzdeli dış şut tercihlerine nazaran Efes’in de bir o kadar yanlış haliyle de yüzdesi düşük dış şut tercihleri olduğunu not düşelim. 


Fenerbahçe Ülker kabuk değiştirmeye çalışan, yenilenen bir ekip. Takımınızın başında her ne kadar Zeljko olsa da zihniyet değişimi yapılması planlanan basketbol takımlarında, savunma setleri oturana dek oyun hücum planları üzerinden yürütülmeye çalışılır. Fenerbahçe Ülker’in en azından şimdilik bu bağlamda geçer not aldığını söylemeliyim. Hücum performansı açısından kafama takılan tek nokta ise; geçen hafta Galatasaray Liv Hospital’ın başarılı dış şut yüzdesiyle perişan ettiği Oktay Mahmuti’nin yanlış 1-3-1 savunmasına, Fenerbahçe Ülker’in neredeyse başarılı hücumunun olmaması. Bu durumu maçın artık kopma noktasına gelmesine bağlayanlara ancak belirli bir yere kadar hak verebilirim gerisi laf-ü güzaf olur. Unutmadan eğer Mahmuti 1-3-1 zone’da bu kadar ısrar edecekse, bu durumun Efes’n aleyhine olacağını ve takımda 1-3-1 savunmasına uygun oyuncu profilinin neredeyse olmadığını belirtelim.

Anadolu Efes’ten bahsetmişken onlarla devam edelim istiyorum. İşlerin iyi gitmediği ve Kerem’in sakatlığının da takımı oldukça olumsuz etkilediği çok net bir biçimde ortada. Belki ligde ilk iki hafta karşılaştığı ekiplerin ligin en iyi iki takımı olması bu intibayı doğuruyor olabilir ancak ben olayın farklı bir noktada olduğu kanısındayım. Açık konuşayım, Efes’in ligdeki önemli maçlarda Kerem dışında ciddi yerli katkısı alabileceği oyuncusu olmadığını düşünüyorum. Kadro mühendisliğinin bu kadar kötü yapılması akıl karı değil. 


İki takımın da alması gereken çok mesafenin olduğu açık ancak bu yolda ilerlerken Fenerbahçe Ülker’in çok daha doğru adımlar attığı ve taraftarını takıma inandırdığı bir gerçek. Taraftar demişken artık o salonun daha etkin kullanıldığını görmek çok önemli fakat yeterli olmadığı su götürmez durumda. Fenerbahçe Ülker oyun anlamında ilerlemeye çalışırken seyircisinin de artık basketbol salon kültürü anlamında ilerlemesi gerek keza ilk adımlar oldukça olumlu.

Bir iki satır da efsane için yazmazsam ayıp etmiş olurum. Tüm salon ‘’Obradovic’’ sesleriyle inlediğinde kollarını iki yana açtıktan sonra benchi göstermesi neden bu kadar büyük bir basketbol adamı olduğunun en büyük göstergesi diye düşünüyorum. Ülke basketbolu adına korkunç derecede yanlışların yapıldığı bir ortamda Zeljko Obradovic pamuklara sarılıp korunulması, hiç kimseye verilmediği kadar değer verilmesi gereken bir insan.
Devamını Oku »